“Benimle zamanda geriye gidecek birini arıyorum. Bu bir şaka değil.” Bir gazetenin ilan sayfasında bunu görseniz ne yaparsınız? Üstelik ilanın devamında para, silah ve güvenlik konusunda yapılan tuhaf uyarılar, bütün bunların bir şaka mı yoksa gerçekten ciddiye alınması gereken bir çağrı mı olduğu anlaşılamıyorken. Safety Not Guaranteed, bu ilanı yalnızca fantastik bir maceranın çıkış noktası olarak kullanmıyor. Geçen ay bloga konuk olan The One I Love filminin aktörü Mark Duplass'dan yine minimal ama etkileyici bir film.
Bu açıdan Kenneth ile Darius
birbirlerine düşündüklerinden daha fazla benziyor. Kenneth geçmişin içinde
sıkışmış bir adam gibi görünüyor. Ailesinin ölümünden sonra aynı evde yaşamaya
devam eden ve bütün enerjisini zaman makinesi için harcayan yarım akıllı biri givi. Darius ise henüz
hayatının nereye gideceğini bulamamış, çevresindeki dünyaya karşı alaycı ve
mesafeli genç bir kadın. Biri geçmişe dönmek istiyor,
diğeri bugünden uzaklaşmaya çalışıyor. İkisini bir araya getiren şey ise
geleceğe dair bir ihtimal aramaları oluyor.
Aubrey Plaza'nın Darius performansı
bu nedenle filmin duygusal yapısında önemli. Darius'un alaycı
tavrı, ilk bakışta çevresindeki her şeyi küçümseyen bir karakter izlenimi
veriyor. Fakat Plaza, bu sert kabuğun altında kırılgan ve incinmiş bir taraf
bulunduğunu hissettiriyor. Karakterin duygularını açıklamak yerine onları küçük
bakışlar, sessizlikler ve davranış değişiklikleri üzerinden göstermesi, Darius'un
giderek açılmasını daha inandırıcı hale getiriyor. Kenneth ile arasındaki
ilişki de klasik romantik komedi kalıplarına bütünüyle yaslanmıyor. İki
karakter arasındaki yakınlık, birbirlerinin tuhaflıklarını düzeltmelerinden
değil, o tuhaflıkların arkasındaki yaraları fark etmelerinden doğuyor.
Mark Duplass ise Kenneth'i
canlandırırken filmin en zor işi olabilir. Kenneth aynı anda hem komik,
hem paranoyak, hem zeki, hem de savunmasız olabilmeli çünkü. Karakter kolaylıkla bir
karikatüre dönüşebilecekken Duplass onu gerçek bir insana dönüştürüyor.
Özellikle Kenneth'in söylediklerinin doğru olup olmadığından emin olamadığımız
anlarda oyuncunun kontrollü tavrı kritik önem taşıyor. Onun karakterine
inanırsak film çalışıyor, inanmazsak bütün hikaye yalnızca eksantrik bir adamın
hayallerinden ibaret kalabiliyor. Duplass'ın performansı, bu belirsizliği
zayıflık olmaktan çıkarıp filmin temel çekim merkezlerinden birine
dönüştürüyor.
Filmin diğer karakterleri de ana
hikayenin etrafında farklı kaçış biçimleri oluşturuyor. Jeff, geçmişte
bıraktığını sandığı bir ilişkinin peşinden giderken aslında kendi hayatındaki
durağanlıkla karşılaşıyor. Başlangıçta hikayeyi yalnızca eski sevgilisine
ulaşmak için kullanması onu bencil bir karakter haline getirse de Jake Johnson,
Jeff'i bütünüyle itici bir figüre dönüştürmüyor. Arnau ise kolayca klişe bir
yan karaktere dönüşebilecekken kendi deneyimleri üzerinden değişim yaşayan bir
karakter olarak konumlanıyor. Böylece film, yalnızca Kenneth ve Darius'un
değil, hikayedeki herkesin hayatında bir şeyleri geride bırakma ihtiyacı
olduğunu hissettiriyor.
Bununla birlikte Safety Not
Guaranteed bütün potansiyelini kusursuz biçimde gerçekleştiren bir film
değil. Filmin en belirgin problemi, aynı anda birkaç farklı hikaye anlatmaya
çalışmasından kaynaklanıyor. Kenneth-Darius ilişkisi, Jeff'in geçmişe dönüşü,
Arnau'nun kişisel serüveni ve Kenneth'in gerçekten takip edilip edilmediğine
dair yan hikaye zaman zaman birbirlerinin önüne geçiyor. Filmi ‘tamamlanmamış’ hissettiren duygunun altında da bu
dağınıklık yatıyor. Bunu, filmin kısalığına verip geçiştiriyorum.
Filmin ‘farklı’ olma çabası da zaman
zaman kendi aleyhine çalışıyor. Bağımsız sinemanın kendine özgü karakterleri,
tuhaf diyalogları ve alışılmadık hikayeleri çekicilik yaratıyor; ancak
bazı anlarda karakterlerin doğallığından çok ‘tuhaf bir film’ yaratma niyeti içerisinde olduğu hissediliyor. Bu durum özellikle yan hikayelerde belirginleşiyor. Film, en iyi
anlarında karakterlerin duygularına yaklaştığında güç kazanırken, yalnızca
alışılmışın dışında görünmek istediği anlarda daha yüzeysel kalıyor.
Yine de filmin bu kusurları,
finalin yarattığı duygusal etkiyi bütünüyle ortadan kaldırmıyor. Çünkü SafetyNot Guaranteed seyircisini bilimsel bir zaman yolculuğu açıklamasına
ulaştırmak gibi bir hedef taşımıyor. Tam tersine, filmin finalindeki
belirsizlik onun anlatmak istediği şeyle uyumlu duruyor. Zaman yolculuğunun
gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediği kesin biçimde açıklanmadığında, hikayenin
anlamı bilimkurgu düzleminden insanın kendisiyle kurduğu ilişkiye kayıyor.
Bu nedenle ben Safety NotGuaranteedı bir zaman yolculuğu filmi olarak değil, zamanın insan
üzerindeki ağırlığı hakkında bir film olarak görüyorum. Kenneth geçmişe dönmek
isterken Darius bugünden kaçmaya çalışıyor; Jeff geçmişte bıraktığı bir
ilişkiyi yeniden canlandırmanın peşine düşüyor. Her biri farklı bir biçimde
zamanla pazarlık yapıyor. Filmin romantik tarafı da burada anlam kazanıyor:
Birini sevmek, geçmişini değiştirmek değil; o geçmişle birlikte yeni bir
gelecek kurma ihtimalini kabul etmek anlamına geliyor. Filmdeki asıl sıçrama da
zaman içinde değil, karakterlerin kendi hayatlarına bakışlarında gerçekleşiyor.
Safety Not Guaranteed, büyük fikirlerini küçük bir hikayenin içine yerleştiren, zaman zaman dağınıklığı ve ‘tuhaflık’ ısrarı nedeniyle tökezleyen ama karakterlerine duyduğu samimiyet sayesinde ayakta kalan bir film. Bilimkurgu beklentiniz var ise boşa düşebileceğiniz bir film olabilir. Çünkü bilimkurgu vaadiyle başlayıp insan ilişkilerine, yalnızlığa, pişmanlığa ve yeniden başlama cesaretine ulaşması onu tür sınırlarının ötesine taşıyor. İlanın sonunda yazan “Güvenlik garanti edilmez” sözü aslında yalnızca zaman yolculuğuna değil, hayata da uyuyor. Çünkü geçmişten çıkıp başka bir geleceğe adım atmanın hiçbir zaman garantisi bulunmuyor. Bazen yapılabilecek tek şey, bütün riskleri bilerek o adımı atmak oluyor.
Puanım: 7/10




