Funny Games tarzı gerilim filmi arayanlara tavsiye edilir. Onun seviyesinde değil kesinlikle. Ama sağlam gideri var. Başroldeki dostumuzu Black Mirror'dan hatırlarsınız. Olmadı onun hatırına izleyiverin.
28 Haziran 2017 Çarşamba
10 Mayıs 2017 Çarşamba
The Founder
6 Nisan 2017 Perşembe
36. İFF'den Seçmeler
Altın Lale Uluslararası, Ulusal Yarışma, Sinemada İnsan Hakları, En İyi İlk Film, Ulusal Belgesel ve Ulusal Kısa Film Yarışması kategorilerinde toplamda 59 film yarışacak.
61 ülkeden 207 yönetmenin 186 uzun metrajlı ve 17 kısa metreajlı filmi gösterilecek olan ve 15 Nisan'da son bulacak olan bu etkinlikte bizler de bir liste yaptık. İmkanı ve fırsatı olanlar festivalde, olmayanlar ise festival sonrasında filmleri izleyip bize de yazabilirler.
Şimdiden iyi seyirler.
| MANIFESTO | Yönetmen: Julian Rosefeldt / Senarist: Julian Rosefeld

SEANSLAR
10.04.2017
16:00
Rexx 1
bilet al
11.04.2017
11:00
Kanyon
bilet al
08.04.2017
24:00
City's 3
bilet al
16:00
Rexx 1
11:00
Kanyon
24:00
City's 3
Alman sanatçı Julian Rosefeldt’in geçtiğimiz yıl büyük bir başarı kazanan video art enstalasyonu, şimdi uzun metrajlı bir film olarak karşımızda. Filmde Cate Blanchett 13 farklı karakteri canlandırıyor ve sanat tarihine yön vermiş çeşitli manifestoları olur olmaz yerlerde okuyor; komünist manifestodan Dogme 95’e... Yaratıcı mizanseni ve zeki kurgusuyla seyri son derece keyifli Manifesto, Blanchett’in kariyerinde de yepyeni bir zirve oluşturuyor. Cate Blanchett hayranları için, onun evsiz bir adamdan bir kuklacıya, bir haber sunucusundan bir fabrika işçisine 13 farklı karaktere bürünüşünü izlemek başlı başına unutulmaz bir deneyim.
FRAGMAN
---------------------------------------------------------------------------------------------------------- | FREE FIRE | Yönetmen: Ben Wheatley / Senarist: Ben Wheatley
SEANSLAR
21:30
Kanyon
21:30
Rexx 1
13:30
Atlas
19:00
City's 7
Tür sinemasının kalıplarıyla oynamayı seven Ben Wheatley, bu kez aksiyon ve polisiye filmlerin olmazsa olmazı çatışma sahnelerini alıyor ve bütün filmini bunun üzerine kuruyor. Boston, 1978... İki çete, terk edilmiş bir depoda buluşur. Planlanan yasadışı silah alışverişi yanlış anlamalar, beklenmedik tesadüfler ve güvensizlik sonucu çatışmaya dönüşür. Herkes bir yandan hayatta kalmak için mücadele ederken, diğer yandan da etrafındakilerin gerçekte hangi tarafta olduğunu çözmeye çalışmaktadır. Neredeyse gerçek zamanlı ve büyük kısmı tek bir mekânda geçen bu hınzır aksiyon filmi, kadrosundaki yıldız oyuncularla da dikkat çekiyor.
FRAGMAN
-------------------------------------------------------------------------------------------------- | GIFTED | Yönetmen: Marc Webb / Senarist: Tom Flynn
SEANSLAR
21:30
Kanyon
21:30
Rexx 1
21:30
Atlas
21:30
City's 7
Başroldeki Chris Evans ve çocuk oyuncu Mckenna Grace’in başarılı performanslarının yanı sıra sivri diyalogları ve güçlü karakterleriyle Deha kalpleri fethedecek. Bu son derece eğlenceli ve sıcak komedi-dram, 7 yaşındaki yeğeni Mary’i tek başına ve kendi kurallarıyla yetiştirmeye kararlı Frank’i izliyor. Mary’nin matematik alanında dehâ olduğunun anlaşılması, Frank’i kendi annesiyle Mary’nin velayeti için karşı karşıya getiriyor. Aşkın (500) Günü filminden tanıdığımız Marc Webb’in yönettiği Deha, çocuk yetiştirme, aile ve sistemin karşısında durma hakkında, başından sonuna keyifle izlenen bir yapım.
FRAGMAN
--------------------------------------------------------------------
| MYTHOPATHY | Yönetmen: Tassos Boulmetis / Senarist: Tassos Boulmetis
SEANSLAR
21:30
Kanyon
21:30
Rexx 1
21:30
Atlas
21:30
City's 7
16:00
City's 7
19:00
Rexx 1
11:00
Atlas
11:00
Kanyon
16:00
City's 7
19:00
Atlas
13:30
Rexx 1
13:30
Rexx 5
19:00
City's 7
13:30
Rexx 1
11:00
Kanyon
13:30
Atlas
Arjantin sinemasının bu yılki en nitelikli ve eğlenceli sürprizlerinden Saygın Vatandaş, Nobel edebiyat ödülünü kazanmayı düşüş olarak gören bir yazarı gözlemliyor. Avrupa’da yaşayan Daniel, Arjantin’de büyüdüğü, romanlarının beslendiği kasabadan gelen daveti kabul eder. 40 yılın ardından ilk kez kasabaya gittiğinde kendisini bir girdap gibi yükselen, trajikomik durumların içinde bulur. Mizahtan bir an bile vazgeçmeyen film, kültür, şöhret, edebiyat, sanat ve insan davranışları üzerine hınzırca sorular sorarken izleyiciyi kasabanın cehaletiyle yazarın kibrinin ortasına konumlandırıyor.
FRAGMAN
19:00
City's 3
11:00
Rexx 1
21:30
Kanyon
13:30
Rexx 5
11:00
İtalyanKM
16:00
City's 3
1 Nisan 2017 Cumartesi
11'e 10 Kala: Kaybolmamak için Biriktirmek
Bu ay düzenlenecek olan İstanbul Film Festivalinde yeni filmi İşe Yarar Bir Şey gösterilecek olan Pelin Esmer'in bir önceki filmi olan 11'e 10 Kala filminden bahsetmek istiyorum. Hal ve gidişatımda bir değişiklik olmaz ise dönüşecek olduğum kişinin anlatıldığı filmden. Yönetmenin kendi amcasını anlattığı bir belgeselinin filme dönüştürülmüş hali bu. Yani kurgusal bir karakter yok, gerçek bir kişi var karşımızda. Hem de karakteri yine kendisi oynuyor.
O zaman şu soru ile başlayalım: İnsan neden biriktirir?
Bir eşyayı saklamak, aslında bir anıdan vazgeçmemek midir, yoksa geçmişi bugüne zincirlemenin başka bir yolu mu? Raflarda üst üste yığılan gazeteler, çekmecelere sığmayan kartpostallar ya da artık kimsenin kullanmadığı küçük nesneler… Hepsi, bir hayatın sessiz tanıkları gibi birikir. Ama bu birikim, ne zaman bir tutku olmaktan çıkıp bir yük haline gelir? 11’e 10 Kala, tam da bu sorunun etrafında dolaşırken, eşya ile hatıra arasındaki ince çizgiyi incelikli bir şekilde sorgulayan bir film olarak karşıma çıkmıştı.
Film, İstanbul’da yaşayan yaşlı bir koleksiyoner olan Mithat Esmer ile apartmanın kapıcısı Ali (Nejat İşler) arasında geçiyor ekseriyetle. Yıllar boyunca gazetelerden dergilere, saat parçalarından çeşitli objelere kadar sayısız şeyi biriktiren bu adamın düzeni, yaşadığı binanın kentsel dönüşüm sürecine girmesiyle sarsılıyor. Ancak film, bu çatışmayı yalnızca fiziksel bir mekan meselesi olarak ele almıyor; aynı zamanda karakterlerin iç dünyalarına açılan bir kapı haline getiriyor. Spoilere kaçmadan söylemek gerekirse, hikaye ilerledikçe iki karakterin birbirine yaklaşan ama aynı zamanda ayrışan dünyalarını izliyoruz.
Filmin en güçlü yanı, biriktirme eylemini yalnızca bireysel bir alışkanlık olarak değil, daha geniş bir bağlamda ele alması. Koleksiyoncu Mithat Bey'in eşyalarla kurduğu ilişki, aslında zamanla ve kayıpla kurduğu bir bağa dönüşüyor. Her nesne, unutulmamak için verilen küçük bir mücadele gibi duruyor. Bu yönüyle film, hafıza, yalnızlık ve modernleşme gibi temaları derinlemesine işliyor. Kentsel dönüşümün yarattığı baskı ise yalnızca fiziksel bir değişim değil; aynı zamanda geçmişin silinmesi ve bireysel hafızanın tehdit altına girmesi anlamına geliyor.
Oyunculuklara baktığımda, Mithat Bey'in performansından çok da bir şey beklememek gerekiyor. Zira kendisi bir oyuncu değil, karakterin kendisi. Ancak karakterin yaşlı oluşu, oyununcunun toleransını arttırıyorve bazı oyuncu hatalarının üzerini de örtüyor. İkinci karakter olan kapıcı Ali'ye can veren Nejat İşler ise bence rolün hakkını veriyor. Nejat İşler'in, kazanmış değil de bu hayatı kaybetmiş olan rolleri daha iyi kotardığını düşünüyorum. Artık öyle bir imaj bıraktığı için mi bilmiyorum, çok daha ikna edici olduğu kanaatindeyim.
4 Mart 2017 Cumartesi
The Handmaiden (Ah-ga-ssi)
Oldboy filminin yönetmeni Park Chan-wook’un yeni filmi The Handmaiden, sadece bir dönem filmi ya da bir gerilim olarak değil, sinemanın anlatı, bakış ve iktidar ilişkileriyle nasıl oynayabileceğinin neredeyse kusursuz bir örneği olarak okunmalı. Sarah Waters’ın Fingersmith romanından uyarlanan film, Viktoryen İngiltere’den 1930’ların Japon işgali altındaki Kore’sine taşınırken, bu coğrafi ve tarihsel kaymayı yalnızca bir arka plan değişikliği olarak kullanmıyo; aksine sömürgecilik, sınıf, cinsellik ve iktidar ilişkilerini daha da keskinleştiriyor. Park Chan-wook burada kariyerinin farklı dönemlerinden tanıdığımız temaları (şiddet, arzu, intikam ve aldatma) olgun, kontrollü ve son derece zarif bir anlatıyla yeniden yoğuruyor.
Film, küçük bir yankesici olan Sook-hee’nin (Kim Tae-ri), kendisini Japon soylusu gibi tanıtan dolandırıcı Kont Fujiwara (Ha Jung-woo) tarafından Lady Hideko’nun (Kim Min-hee) hizmetine verilmesiyle başlıyor. Plan basit: Kont, Hideko’yla evlenecek, servetine konacak ve onu bir akıl hastanesine kapattıracak. Sook-hee ise bu planın kilit parçası; Hideko’yu evliliğe ikna edecek ve karşılığında payını alacak. Ancak malikanenin kapıları ardında saklanan sırlar, karakterlerin birbirlerine kurdukları tuzaklar ve en önemlisi Sook-hee ile Hideko arasında gelişen beklenmedik yakınlık, bu planı geri dönülmez biçimde bozuyor. Film, üç bölümlü yapısıyla aynı olayları farklı bakış açılarından yeniden anlatırken, seyircinin algısını sürekli her yeni anlatımla tersine çevirip yeni şekline sokuyor.
Özetle The Handmaiden, Park Chan-wook’un filmografisinde bir doruk noktası olduğu kadar, çağdaş sinemada nadir rastlanan ölçüde çok katmanlı bir anlatı sunan iyi eserlerden biri. Erotik gerilim, aşk hikayesi, gotik melodram ve politik alegoriyi aynı potada eritmeyi başarırken, hiçbir türün klişesine de teslim olmuyor. Film, aldatmanın içinden hakikati, baskının içinden özgürlüğü ve pornografinin içinden gerçek arzuyu çekip çıkaran, seyirciyi sürekli kandıran ama tam da bu kandırma eylemiyle onu sinemanın büyüsüne yeniden inandırıyor The Handmaiden.












.jpg)
-3.jpg)
-3.jpg)


