Dizilerimiz televizyon ekranlarımızın vazgeçilmezi. E onlarca kanal rekabet halinde olunca piyasada, ömürleri kısıtlı olan dizilerimin çeşitliliğine de gün doğuyor. Gün doğuyor da, birbirinin benzeri diziler, kalitesizlik, kötü oyuncu performansları, komplo teorileri, ideolojik tutumların ve mesaj kaygılarının müdahelesi ile beraber bir kirlilik başgösteriyor.

Şimdi size Kurtlar Vadisi 6 sezondur devam ediyor, baydı be değil mi, yahut Aşk-ı Memnu'dan Behlül, Ezel'den Ezel bi araya gelse ne sikici bi takım olur yahut geniş ailede Ulvi ne komik değil mi şeklinde sunumlar yapmayacağım. İrdelemeye çalışacağım konu dizilerin konularının insanlara dürtü halinde yansıdığı fiillerden birkaçı.

Başlıktaki cümle gerçek bir insan tarafından kurulmuş bir cümle. Herkesin Türk edebiyatı ile ilgili bilgisi olması gerekmez, en bilindik romanlardan birisini okumamış yahut hasbelkader duymamış olması o kişi üzerinde mutlak negatif bir sonuç doğurmaz. Hepimizin dünya klasikleriden okumadığı raf raf kitap çıkar. Okuma alışkanlıklarımızı kötü yönde etkilemeye başladığı noktada dizi yapımcılarının para kaygılarını bir yana bırakıp, toplum bunu istiyor yalancı bahanesinin arkasına sığınmaktan vazgeçip kitapların büyülü ortamlarını en fasih ve galiz bir biçimde suistimal etmekten vazgeçmeleri gerekiyor. Bu örneğin başka bir dışavurumu, yapımına başlanan ve yapılması planlanan diğer diziler.

Şimdi tek tek kitaplara ve dizilere girmek istemesem de benim kalemimde ayrı bir yeri olan, "Kürk Mantolu Madonna" kitabına ayrı bir parantez açmam gerek. Bu kitap harikasının filmini yapmayı planlayan yapımcılar ve sayesinde haberleri oluyor da okuyorlar diyen güruha karşı dizisi çıkmadan okuyun, dizisini ne kadar seveceğinize beraber bakalım diyorum peşinen. Kürk Mantolu Madonna ile ilgili görüşlerimin devamına buradan bakabilirsiniz.

Şu anda kitaplar sinemaya dökülmesin gibi manyaklık olarak değerlendirilebilecek bir hezeyanda zannediliyor olabilirim. Öyle değil:) Uzatmak için saçma sapan eklenti ve eksiltmelerle, günümüz yaşantısına uysun diye çekilen ayarlarla, rating kaygısını ön planda olduğu ve posta gazetesi okuyucusu, magazin programı izleyicisi kitleye kalitesizliği kucak kucak taşımaya devam edecek şekillerde dizileştirilmesine karşıyım bu güzide eserlerin. Yoksa en beğendiğim birçok film kitaplardan alınan senaryolarla oluşturulmuş filmlerdi, kitabını okuduktan sonra filmini izlediğimde işte bu dediğim filmler oldu, şu anda aklıma gelen örnek Yüzüklerin Efendisi serisi. Bizi kalitesizliğe ve kofluğa alıştırdılar. En azından yabancı diziler var:)

5 serzeniş:

VodviL dedi ki...

ahh ahha bi kubrick'imiz yokki alsın kürk mantolu madonna'yı, saatleri ayarlama enstitüsü'nü çekip bizi tekrar aşık etsin kitaplara.

kremkaramel dedi ki...

Ne yazık ki görselliğin ön plana geçtiği bu çağda klasikleşmiş eserleri yeni nesillere taşımak dizi ve filmlere düşüyor. Onların düştüğü yanlış ise ticari tuzak. Kan rüyayı bozar ya para da eserleri bozuyor:( Yapılacak tek şey senin de önerdiğin gibi kitabını okumak. Aslında ne kadar karşı olsam da RTÜK'ün son günlerde TV'de dönen Medya Okumaları seçmeli dersi bilinçlenme açısından faydalı gibi görünüyor. Göreceğiz bakalım...

Antipatik Yazar dedi ki...

Romandan uyarlanıp, günümüz koşullarına çevrilen ve kitabın dışına çıkıp entrika, aşk vb. konular yaratılan dizilere sinir oluyorum. Ki ben; daha küçük yaştayken okumuştum Yaprak Dökümü'nü ve Aşk-ı Memnu'yu. Okuyarak Romandan aldığım keyfi, dizilerden almam mümkün değil.

Tarık Okutan dedi ki...

"Aşk-ı Memnu'nun Kitabı Çıkmış!"

-harbi mi?

kaygisiz dedi ki...

Hilmi kitabevi ne lan?