Antoine Fuqua etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Antoine Fuqua etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2016 Cumartesi

Southpaw

Boks sineması, sürprizlere değil tekrarın gücüne yaslanan bir tür. Ringde olduğu gibi anlatıda da belirli kalıplar vardır: düşüş, kayıp, arınma ve geri dönüş... Antoine Fuqua’nın Southpaw filmi de bu tanıdık yapının içine yerleşik; ne türü yeniden icat etmeye çalışıyor ne de izleyiciyi yanıltmak gibi bir iddiası var. Ancak film, bu bilindik çerçeve içinde duygusal yoğunluğu ve oyunculuk performanslarıyla kendi ağırlığını koymayı başarıyor. Southpaw, bir boks filminden çok, şiddetle yoğrulmuş bir erkekliğin çözülüşü ve yeniden inşası üzerine bir baba/kız hikayesi olarak izlenebilir.


Hafif ağır siklet dünya şampiyonu Billy Hope (Jake Gyllenhaal), kariyerinin sonuna yaklaşmış, ringde olduğu kadar özel hayatında da kontrolsüz bir boksör. Eşi Maureen (Rachel McAdams) ve kızı Leila (Oona Laurence), Billy’nin hayattaki tek duygusal tutunma noktalarıdır. Ancak bir basın toplantısı sonrası yaşanan silahlı çatışma Maureen’in ölümüyle sonuçlanıyor ve Billy’nin hayatı geri dönülmez biçimde dağılıyor. Lisansı iptal edilen, servetini kaybeden ve kızının velayetini yitiren Billy, kendini alkol ve şiddet sarmalında buluyor. Tam bu noktada, eski bir boksör olan antrenör Tick Willis (Forest Whitaker) ile yolları kesişiyor. Billy’nin yeniden ayağa kalkma mücadelesi artık yalnızca kemer için değil, kızına layık bir baba olabilmek içindir.

Southpaw, yüzeyde klasik bir 'yeniden doğuş' hikayesi sunsa da özünde erkekliğin şiddetle kurulan dili üzerine bir sorgulama yapıyor. Kurt Sutter’ın senaryosu, Sons of Anarchy’de olduğu gibi, saldırganlık ile sevgi arasındaki kırılgan ilişkiye odaklanıyor. Billy Hope, duygularını ifade edebilen bir karakter değil, onun dünyasında sevgi de öfke de yumrukla konuşuyor. Benzer tavrı diğer tüm boksör filmlerinde görüyoruz. Özellikle Raging Bull filminde Jake LaMotta'da. 

Buradaki asıl çatışma ringdeki rakiple değil, Billy’nin kendi içindeki kontrolsüzlükle yaşanıyor. Film, boksu bir spor olmaktan çok, karakterin içsel karmaşasının fiziksel dışa vurumu olarak kullanıyorr. Baba/kız ilişkisi ise hikayenin duygusal omurgasını oluşturuyor. Southpaw, şampiyonluk anlatısını bilinçli biçimde geri plana itip, asıl zaferi Billy’nin kızına karşı sorumluluk alabilmesi olarak sunuyor.

Bununla birlikte film, dramatik anlarda zaman zaman aceleci davranıyor. Bazı yan karakterler ve alt hikayeler derinleşmeden geçiliyor. Özellikle 'kurtarılması gereken genç' motifi, fazlasıyla işlevsel ve yüzeysel kalıyor. Yine de Jake Gyllenhaal’ın fiziksel ve duygusal performansı, bu anlatı boşluklarının büyük kısmını dolduruyor. Gyllenhaal, Billy Hope’u yalnızca kaslı bir beden olarak değil, duygusal olarak da parçalanmış bir figür olarak inşa ediyor. Forest Whitaker’ın Tick Willis performansı ise filmin ahlaki pusulasını temsil eden karakter konumunda.


Southpaw, tür klişelerinden kaçınmayan ama bu klişeleri duygusal bir samimiyetle yeniden üreten bir film. Evet, hikaye büyük ölçüde tahmin edilebilir; ancak film, ne anlattığından çok nasıl anlattığıyla değer kazanıyor. Billy Hope’un hikayesi, ringde kazanılan bir maçtan ziyade, şiddetle şekillenmiş bir hayatın sorumlulukla yeniden kurulma çabasıdır. Southpaw, boks filmleri geleneği içinde devrimci bir yerde durmayacak evet; ama yine de boks ortalamanın üstünde kalacaklardan biri olacak her daim.

16 Mayıs 2010 Pazar

Brooklyn's Finest


Bazı filmleri gördüğünüz anda izlemek istersiniz.Aksiyon filmlerini çok seven bir izleyiciyseniz , şu kadroyu gördükten ve yönetmenin Antoine Fuqua (Training Day) olduğunu bildikten sonra bu filmi izlememeniz için hiç bir nede yoktur sanırım.

Filmden bahsetmek istersen bizlere 3 tane farklı polisin, şuç merkezi Brooklyn deki maceralarını anlatıyor.Bizde yazımıza buradan başlayabiliriz.Şöyle teker teker karakterleri inceledikten sonra film hakkında biraz genel birşeylerden bahsedip yazıyı bitirmek istiyorum.Filmi elbette izlemek isteyen yoğun bir topluluk olacaktır ve bu zevki kaçırsınlar istemem.

Richard Gere artık mesleğinde 22 seneyi doldurmuş ve 7 gün sonra emekli olmayı seçen bir karakter.Elbette emekli olacağı günler geldikçe elini, eteğini işten iyice çekerek bir an önce emekli olmalı bekliyor.Emekliliğin son günlerinde yanına çaylak bir polis memuru veriliyor ve önce onunla birlikte yaşadığı macerayı görüyorsunuz.

Söylenmesi gerekenlerden bahsedelim biraz.Gere'in bir mutsuzluğu var ama siz bunu film boyunca anlayamıyorsunuz.Diğer polislerinde elbette bazı sorunları war, bunlara değinilmiş ama Gere tam olarak ortada kalmış.Diğer 2 polisin hayatı bir o kadar heycanlı geçerken, bizim Gere'in hayatı bir o kadar durgun geçiyor.Bir tek filmin sonlarında yaptığı biraz atraksiyon yaratıyor.Mutsuzluğun nedenini anlayamadığımızdan dolayı filmde havada kalan bir karakter gibi olmuş.Birşeyler yapmak istiyor ama eli gitmiyor.Olaylara bulaşmak istiyor ama bulaşamıyor, sanki birşeyler onu engelliyor gibi...

Ethan Hawke; polis memurumuz kirli polis.Zamanında yapılan bir uyuşturucu operasyonundan sora ortada bir miktar paralar dönüyor ve bunları cebe indirmeye başlıyor ve dahasınıda istiyor.Tabi ki burada bir takım arkada kalan nedenlerden bahsedebiliriz.Bir sürü çocuğu var ve 2 tane daha geliyor.Para gerekiyor.Karısı ikizlere hamileyken astım hastalığına yakalanıyor ve bir an önce para bulup oradan taşınması gerekiyor.Zaten bir sürü pisliğe bulaşmış durumda kendisi ve ailesinin başına gelen herşeyden kendisini sorumlu tutan bir karakter.

Son olarak D.Cheadle; gizli ajan.Şebekeye bir şekilde bulaşmış mesleğinde hızla yükselen bir gizli polis filmde. Girdiği şebekenin içinden bir an önce kurtulmak istiyor ama daha sonralarında 8 yıldır görmediği eski arkadaşının da dahil olduğu bir işi açığa çıkarmasını istemeleri ile ortalık iyice karışıyor.Hemen burada belirtmek isterim ki; BMW'ya bayıldım...

Bildiğimiz klasik hırsız kaç-polis tut, yada kirli polisi bulana benden hediye tarzı filmlerden olmaması filmi beğenmeniz için en büyük neden.Ama tabiki ortada konusulması gereken birkaç nokta var ve ben bunlara dokunmaden geçemiycem;

Gere'in son sahnelerde birşeyler yaptığı adam ( spoiler ) nasıl oluyorda 100 kaplan gücünde ortaya çıkıveriyor.Ya gerçekten güzel bir film denemesi yapmışsınız ve farklı olmuş ama neden bu tür sahnelere gerek duyuyorsunuz?

Ölen polis memurunun ailesine 100k verildiğini film içinde gayet net bir şekilde söylüyorlar.Peki Hawke görev başında değilken öldürüldü.Bunun açıklaması nasıl olacaktır?

Evet gerçekten çok çok iyi bir kadro var filmde.Hepsinden teker teker sözetmek imkansız ama Hawke ve Gere'in oynadığı karakterler filmde biraz öne çıkmış.Hawke kısmında biraz problemler başgösteriyor.Belirli tutarsızlıklar var gerçi ama artık herşeyi incelemeye kalkarsak, iş içinde çıkılmaz bir duruma gireceğinden bundan bahsetmiyorum.Yukarıda da aynı şekilde söylemiştim 3 tane farklı polisin birbiriyle birleşmeyen hayatlarını anlatıyor.film içinde sahnelerde hepsi birbiriyle denk geliyor ama bu sadece bir denk gelmekten ibaret.Birbirlerinin hikayelerinde bir rol sahibi değiller.Gerçekten bir aksiyon filmi olduğunu tartışırım ama sürükleyici bir film olduğu kesin.2 saat 12 dakika boyunca acaba neler olcak diye bekliyorsunuz.Sürükleyici bir film dedim, ama ilk 50 dakikayı hesaba koymadan söylüyorum.Eğer ilk başları izlemeden sadece son yarım saati izleseniz filmi az çok çözebilirsiniz.

Sonuç olarak bence başarılı bir deneme olmuş.Çok büyük mantık hataları yada çok fazla tartışılacak şey yok.Evet, var ama bunlarıda artık görmezden gelmek gerekiyor.İzlemenizi tavsiye ediyorum.Türkiyede sinealara geldi mi, gelecek mi hiç bir bilgim yok bu konuda ama en azınan DVD yada HD olarak indirilip izlenmeyi hak eden bir film.Notum 10/7.5

UnjustLucifer
dvdmovieworld.blogspot.com