Shane Meadows etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Shane Meadows etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2010 Pazartesi

This is England '86


This is England filmini blog takipçilerinin çoğunun izlediğini varsayıyorum ve kült haline gelmeye aday bu filmi tanıtmaya gerek olmadığını düşünüyorum.1983 yılında Falkland savaşının ertesinde 15 yaşındaki Shaun'un çevresinde gelişen faşist,şovenist hareketlere sessiz kalmayıp faşist bir grup olan Skinhead'e katılmasını ve sonrasında gelişen olayları anlatıyordu.Dönem faşizmini üstünkörü kötülemekten öte bunu tetikleyen motivasyonların derinine inip,sorunların kimlik sorunundan öte toplumsal bir boyutunun olduğuna dikkat çekmiştir.Göçmenlere yapılan baskıların ve halkın yozlaşmasının esaslı nedeni ekonomik açıdan varolan sıkıntılar ve başarısızlıklarına neden aramaktır.Böylece grup şovenistlikten faşizme doğru bir yol izler.Dönem içinde yaşanılan sorunları işsizler üzerinden sadece göçmenlere bağlamak en basit çözümdür ve bunun farkına varan Shaun'un filmin sonunda 'kutsal olanı' denize atabilmesi bu yüzden mühimdir.

Filmin yönetmeni Shaun Meadows ilk olarak adını Dead Man's Shoes ile duyurmuştur.Film kardeşinin intikamını almaya çalışan bir anti-kahraman üzerinden ilerlemekteydi.Sonrasında This is England ile beklediği çıkışı yapmıştır.Ken Loach'tan sonra ada sinemasının en iyi yönetmeni olarak nitelendirilen Meadows This is England filmiyle 2008 Bafta ödüllerinde 'en iyi ingiliz film' ödülünü almıştır.Filmin kendisi kadar ses getiren bir başka ismi ise Shaun karakterini canlandıran Thomas Turgoose'dir.Shaun Meadows yönetmindeki Somers Town filminde de oynayan Turgoose'nin This is England filmindeki performansı 400 Blows yapımının çocuk karakteri Jean Pierre Laud'un gösterdiği performansa yakındır.Özellikle filmin sonunda Antoine Doinel gibi deniz kenarında yalnızlığa doğru gidişi 400 Blows filminden esintiler verir.

Hal böyle iken aldığı olumlu tepkiler sayesinde devam ettirilebilir sonu olan filmin devamı gündeme geldi ve geçen sene Shaune Meadows Channel 4 için 4 bölümlük dizi haline getirilecek devam senaryosu yazmaya başladı.Senaryo yazımında Skins dizisinin ekibiyle çalışan Jack Thorne,Meadows'a yardım etti.

This is England '86 3.4 milyon işsizin olduğu ve ekonomik açıdan zor olan dönemde,milli takımında Tanrının eliyle Dünya Kupasına veda edişinin gölgesinde başlıyor.Shaun'un okuldan ayrılışı ve varolan ekonomik zorluklarda kendi yolunu bulmaya çalışırken dizinin senaryosu diğer yandan Woody ile Lol'un evliliklerini iptal etmeleri üzerinden ilerleyecekmiş.Meadow dizi ile ilgili ilk kez bir kadın karater üzerinden ilerleyen bir senaryo yazdığını ve konunun devamı için farklı fikirlerinin de olduğunu açıklamış.Film kadrosonu bir arada tutup diziye monte etmiş olması Meadows'un filmdeki başarıyı tekrardan yakalaması adına oldukça önemli.Geçen ay trailer'ı yayınlanan dizinin ilk bölümü 7 Eylül tarihinde yayınlanacak.Beklentimiz Shaune Meadows'un bizleri hayalkırıklığına uğratmayacağı yönünde.

10 Nisan 2009 Cuma

Festival Günlüğü # 6 / Somers Town

- So, I'm gonna try and get in therewith her, so, when I get with her,
I'm not gonna be that comfortablewith you having pictures of my girlfriend,
so, d'you wanna give me them now or...


This is England ve Dead Man's Shoes filmlerinin yönetmeni Shane Meadows' in 2008 yapımı bu filmde 2 genç çocugun birlikte yaşadıkları bir takım olayları ve özellikle de aynı kıza hayran olup onu etkileme çabalarını gösteriyor. Aslında bunlardan pek de bahsetmiyor. Çünkü filmin süresi 70dk ve yönetmen bir çok şeyi yarım bırakıyor. Asıl sorun bu iki çocugun nasıl bir araya geldiğidir ki aha da soruyorum.

Tomo, ailesini terk ederek Londra'ya doğaçlama göç eden bir çocuk. Doğaçlama ise tamamen yerini buluyor, çünkü neden ailesini terk ettiği, neden Londra'ya geldiği, hatta bir ailesinin var olup olmadığı konusunda herhangi bir fikir verilmiyor.

Filmin diğer ufaklığı Marek, babasıyla birlikte Polonyadan göçmüş biri. Babasını her gün işe kadar yolcu eder, iş çıkışlarında ise onu çalıştığı yerden alır. Bu süre zarfında da meraklısı olduğu fotoğraf çekme meşgalesiyle vakit geçirir. Genelde çektiği fotoğraflarda ise hayran olduğu Maria vardır. Platonik bir aşktır Marek'inki. Tomo'nun önceki hayatında bilinmezlikler olduğu gibi Marek'inkinde de vardır. Annesi ile babasının neden ayrı olduğu bilinmez. Oysa bir diyalogta bu hususun geçmesine rağmen.

Maria için böyle bir geçmişi bilinememezlik yok mudur? Var tabi. Onun da ailesi hakkında herhangi bir bilgi yoktur. Belki de hikayenin öncesine değil de olana odaklanmamızı istiyor yönetmen. Bir soru daha soruyorum o zaman. Olan ne peki ?

Kendi hayatlarında bir takım sorunları olan bu gencin birlikte hoş vakit geçirmeleridir. (Geçirmeler dediğime bakılmasın yine, dediğim gibi yönetmen olabildiğince kısa tutmuş ve az'dan çok anlama yoluna gitmiş.) Her ne kadar birlikte eğlenebilir bir zamana sahip olsalarda filmin o siyah-beyaz rengi değişmemektedir hala. Taa ki o rengi veren şehirden uzaklaşıncaya kadar.

Filmin muhteşem diyebileceğim diyaloglarının yanı sıra müzikleri de oldukça hoştur. Yönetmenin müzik seçimindeki ( ya da her kimi görevlendirmişse bunun için) oldukça yerinde gitmiş. Anlatılamayanı müzik ile anlatıyor adeta. Ki bunu This is England ve Dead Man's Shoes filmlerinde de yapmıştı. This is England kadar çeşitliliğe sahip değildir,çünkü müzikleri hazırlayanlar sadece 2 kişidir, Gavin Clark ve Ted Barnes.

This is England filminin yönetmeni Shane Meadows ile ufak oyuncusu Thomas Turgoose 'u tekrar bir araya getiren bu filme daha fazla değinmek isterdim ama yönetmen pek değinmemiş ki ben değineyim. Sadelik çercevesinde güzelce anlatmış. Ama kısa bitirmiş gibi geldi orası ayrı.

# Diğer Festival Günlükleri #

3 Aralık 2008 Çarşamba

This is England : lets kick racism...

Eğlenceli bir şarkı eşliğinde İngilterenin en karmaşık dönemlerinden -80lerden- kesitler gösteren, Margaret Thatcher'ı hafif tiye alan, bir giriş yapılıyor filme.
o döneme bir siyasetçi, bir ekonomist, bir yazar gözüyle değil de bir çocuk gözüyle bakılmış. Yanlış savaş stratejileri yüzünden babasını savaşta kaybetmiş bir çocuğun gözünden. Suçlayacak birilerini arayan, kimi suçlayacağını şaşıran bi çocuktan. Filmdeki duygular da bu çocukla değişiyor. Bu yüzden seçilecek olan çocuğun karakter ve tip olarak buna elverişli olması lazım. Shane Meadows karakter yarattıktan sonra cast seçimini de iyi kullanmış. Shaun adını da sevdim ( shaun of the dead filminden ötürü olsa gerek).
Filmdeki karakterlerin gerçekten herbiri ilginç. Göründükleri değiller en azından. Serseri görünümlü Woody'nin yanlarından geçen tanımadıkları Shaun'ı üzgün görünce neşelendirmeye çalışması, hatta bu uğurda arkadaşlarını hafiften harcaması da cabası. Aynı şekilde karakterdeki değişimleri Combo'da da görüyoruz.
Velhasıl-ı kelam, izlenilmesi gerek filmlerdendir diyorum. Ayrıca filmde kullanılan müziklerin tamamına da sahip olunmalı derim ben.
------------------------------------
Smell: I loved when you gave me that cake, that was sweet. Did you make it yourself?
Shaun: Ya
Smell: You didn't make it yourself, did you?
Shaun: No