
No country For Old Men filminin en gergin sahnelerindendir kendisi.



Ankara Uluslararası Film Festivali, Gezici Festival, Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali, Ankara Kızılay ve Çevresi Esnaf Dayanışma Derneği ve United Design'ın destekleriyle Çankaya Belediyesi tarafından düzenlenen 'Kısa Film Günleri' sinemaseverleri yazlık sinema tadıyla yeniden buluşturacak. Pek çok festivalde övgüye değer bulunan kısa filmlerden oluşturulan programda 58 film sanatseverlerle buluşacak. 



'Başarısız bir yapım' doğru ifade olmayabilir ama ilk akla geleni.
Yönetmen Tony Gatlif'in Sulukule'yi gezdiğini ve ardından Sulukuleyi anlatan bir de film çekmek istediğini sanırım Gadjo Dilo yazısında söylemiştik. Sulukule için bir şeyler yapmak isteyen biri daha var ki bu icraatına da başladı ; Eugene Hutz.
Peki nedir bu yazının amacı neden yazılmıştır?Esası şudur Fight Club filmini izlemem çıkış tarihine göre biraz zaman almıştı ve kitabını da sonrasında okudum.İlk izlediğimde en cok üzerinde durdugum noktaydı Tyler Durden'ın her kullandıgı kelime."Biz tarihin ortanca çocuklarıyız. Bizi bir gün milyoner olacağımıza, film yıldızı, rock yıldızı olacağımıza inandıran televizyon programlarıyla büyüdük, ama bunların hiçbirini olamayacağız. Ve bu gerçek kafamıza ancak dank ediyor..." Bu kelimelerdi biraz aydınlanmamı hiçbirşeyi eskisi kadar takmayıp kendi yolunda ilerlememi sağlayan.Herkesin bildiği belki sıradan şeyler bir başkaldırış olmuştu benim adıma.Biraz da bundandır Tyler Durden sevgimiz.
Juilliard'daki ikinci yılında şizofreniye yakalanan müzik dahisi Nathaniel Ayers'in, hastalığının ilerlemesi üzerine evsiz barksız kalarak Los Angeles sokaklarına düşmesinin ve hayatını keman ile çello çalarak sürdürmeye çalışmasının, gerçek öyküsünü anlatan bir film The Soloist. Jamie Foxx Nathaniel Ayers'i canlandırırken, Robert Downey Jr.'sa Ayers'i keşfeden ve onunla ilgili yazılar yazan bir gazeteci olan Steve Lopez'i canlandırıyor.
Jamie Foxx'un inanılmaz performansının üstüne, Robert Downey Jr.'un oyunculuğu eklenince ortaya mutlaka izlenmesi gereken bir film çıkıyor belki ama, bu film "gerçek bir hikayeden uyarlama" olmasıyla daha çok göz dolduruyor sanki. Elinizdeki tüm imkanları kaybettiğiniz anda tek bir şeye yönelip ona bağlanır mısınız, hayatınızı ne olursa olsun kendi doğrularınızla yaşar mısınız, diye sorular sorduruyor film aynı zamanda seyircisine. Kısacası eleştirmenlerden de olumlu not alan The Soloist, izlemeniz gereken filmlerden sadece biri.
Mola için ayrılan sürenin de sonuna geldik. Zaten kaptan bize fazla süre tanımamıştı. Az-çok kafa toparlar gibi olduk. Yokken buralar nasıldı diyemicem çünkü ara ara kaçamaklarla biraz bakındım ( bi bok yoktu :) ). Bu üstteki bavulun sırf foto olsun post dolsun diye oldugunu da düşünmeyin sakın. İçinde bir takım zırzavatlar var.
" Alain Delon gibi saçı olmak" şarkısı var da neden bıyığı olmak diye yok merak ederim. Hazır onun gibi bıyık bırakmışken. Evet, (pek benzemese de ) böyle bıyıklarım var. Nasıl begendiniz mi?


" Fransız sineması" tamlamasını duyan herkesin aklına gelen ilk iki şey, Yeni Dalga ve Jean-Luc Godard olur. Ama Godard'a hocalık yapan, bir nevi onun pişmesini sağlayan Jean-Pierre Melville es geçilir. Godard'ın kullandıgı teknikler bazen, eski oluşlarından ötürü, göze batmaca dursa da Melville'de bu yoktur. Bu da Melville'in zamane olmaktan ziyade zamanüstü oluşunu gösterir bize. Okuduğu kitaplara olan bağlılığından olsa gerek filmlerinde polisiyeye bir hayli yer verdi. Ve yine sevdiği yazara olan bağlılığından olsa gerek Grumbach olan asıl soyadını , Moby Dick kitabının yazarı Herman Melville in soyadını alarak değiştirdi.En bilinen filmi Le samourai gibi dursa da favorim Alain Delon'un karizmasının tavanlara vurduğu Le Cercle Rouge filmidir. Le Doulos da Belmonde-Melville ikilisinin eserine örnektir.
Her filmi de buradan tavsiye olunur, Dvd'cinizden ısrarla isteyiniz.
( bu yazıya anca bu bitiriş giderdi )
Barlar-kahveler-cafeler Sigarasız tadı çıkmayacak yerler. Sırf Sigara içenlerden oluşan barlar açılsın gibi düz önerilerde bulunabilinir, bulunulacaktır da. Ama henüz taze olan bu karara yakında alışılacağı, illegal olarak içilen yerler olsa da, en azından içmeyenlerin daha rahat edeceği günler olacaktır ilerde. Şöyle ki geçen dönem Erasmus ile İsveç'e giden arkadaşımın İstanbul'a geldikten sonra da Sigara içmek için barın dışına çıkışı, onun bu sürece ne kadar kısa sürede adapte olduğunu da gösteriyor.



