Suskunluk Sarmalı Videosu - Sedef Kabaş - Youtube
5 Haziran 2020 Cuma
Suskunluk Sarmalı
Suskunluk Sarmalı Videosu - Sedef Kabaş - Youtube
16 Mayıs 2020 Cumartesi
Yarış Atından Netflix'e Giden Yolculuk
Her ne kadar kitlesel olsa da üreticisi ve tüketicisi azınlıktaydı. Üretimi ve tüketimi ciddi meşakkat isteyen bir eğlence alanıydı. Önce tüketim kısmına yoğunlaşıldı. 20yy’ın ikinci çeyreğinde televizyonun keşfi ile artık insanlar gösterime değil, gösterimler insanların ayağına gelmiş oldu. Her yeni girişim gibi başlangıcı pahalı olsa da zamanla ucuzlayarak her eve girmeye başardı bu buluş. Tüketimdeki yoğunluk artık üretimin de arttırılması ihtiyacını doğurdu. Daha fazla üretim için daha fazla kişinin üretim yapması ve bunu sunması gerekiyordu. Taşınabilir video kaydedicilerin gelişmesi ve ucuzlamasıyla artık üreten kişiler çoğalmış, ihtiyaç sağlanmış ve hatta ihtiyaçtan öte hobi ve anı biriktirme makinesi olarak birçok eve girmişti.
Video kayıt şeklinin ilerleyen yıllarda filmlerden dijitale geçmesi, onu oluşturmayı ve izlenebilirliğini arttıran önemli bir etken oldu. Kayıt anından başlayan kolaylık, montajlanmasında ve izlenmesinde de devam ettiği için deneysellik daha da arttı bu sayede. Artık daha çok konuda, daha çok kişilerce içerikler üretiliyor ve daha çok kişiye ulaştırılıyordu. 21yy’a geldiğimizde ise ceplerindeki akıllı telefon sayesinde artık herkes bir köşesinden bu işin içindeydi. Kullanımın yaygın ve kolay oluşu artık bu işi sadece bir iletişim aracı olmaktan çıkarmıştı. Kimisi için bir not defteri görevi bile görür vaziyete gelmişti.
Muybridge’in cevap arayışı ile başlayan süreç, Edison’un bireysel izleme aracı kinetoskopuna tepki olarak onu kitleselleştiren Lumiere Kardeşlerden sonra genişleyip gelişti ama yine başladığı yer olan bireysellikle buldu kendini. Artık sinemalardan daha bireyselci olan televizyonlar bile bize çoklu iletişim gelmeye başladı, Netflix, Amazon Prime vb gibi online platformlarla yeniden bireysel tüketicili bir medya oluşumuna evrildi. Kil tabletlerle başlayan iletişim maceramızın elektronik tabletlerle nihayet buluşu, yeniden başlangıca vardığımızın mı yoksa ilk akla gelenin en makul olduğu gerçeğinin bir göstergesi midir bilinmez. Bu merakın cevabı da belki bizi başka buluşlara meylettirebilir.
...
25 Mart 2020 Çarşamba
Corpus Christi (Boze Cialo): Rahip Civanım
Corpus Christi, din temalı filmlerin sıkça düştüğü didaktik tuzaktan ustalıkla kaçmayı beceren, rahatsız edici sorular sormaktan çekinmeyen, son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden biri. Daniel’in hikayesi, aslında bir kimlik hırsızlığından çok daha fazlası. O, temsil krizinin, otorite boşluğunun ve sahicilik arzusunun hikayesini yüzümüze vuruyor.
9 Şubat 2020 Pazar
Ronin (1998): Efendisiz Adamlar
'Ronin', Japon kültüründe efendisini kaybetmiş, artık herhangi bir lidere ya da davaya bağlı olmayan samurayı tanımlıyor. Efendisinin ölümünden sonra başıboş kalan bu savaşçılar, kendi becerilerini bir bedel karşılığında kullanıyor. John Frankenheimer’ın Ronin’inde ise bu kavram tarihsel anlamından çıkıp modern dünyanın içine taşınıyor. Buradaki roninler kılıç kuşanmıyor; silah, teknoloji, para ve mesleki becerileriyle hayatta kalıyor. Onları bir araya getiren ortak bir ideal değil, geçici çıkarlar. Film ilerledikçe bunun yalnızca bir ekip tanımı olmadığını, karakterlerin ruh halini de açıkladığını düşünüyorum: Herkes aynı göreve aitmiş gibi davranıyor ama aslında hiç kimse gerçekten bir şeye bağlı değil.
Ben Ronin’i sonunda çantanın içinde ne olduğundan çok, o çantanın peşinden koşan insanların kim olduklarıyla hatırlıyorum. Çünkü burada herkes bir başkasının emriyle hareket ediyor gibi görünse de aslında herkes kendi hesabını yapıyor. Efendisini kaybetmiş samurayın modern karşılığı da tam olarak burada ortaya çıkıyor: Davası olmayan, aidiyeti olmayan ve güvenebileceği kimse bulunmayan profesyonellerin dünyasında hayatta kalmanın tek yolu sürekli tetikte olmak.
Puanım: 6/10
5 Ocak 2020 Pazar
Ready or Not: Hayatta Kalırsan Aileye Hoşgeldin
Bir düğün düşün; misafirler huzurunda edilen yeminler, kusursuz görünen bir aile ve sonsuz mutluluk(!) vaadi. Şimdi o sahnenin içine tek bir detay ekleyin: gece yarısı oynanacak bir oyun. Kuralları basit: saklan ya da öl. Ready or Not, tam da bu ince çizgide başlıyor; romantizmin en steril anını alıp, içine kan, korku ve sınıf nefretini sızdırıyor. Daha ilk dakikalardan itibaren izleyiciye şunu fısıldıyor: Bir aileye dahil olmanın bedeli ne kadar ağır olabilir?
Teknik açıdan bakıldığında film, gotik malikane atmosferini etkili bir şekilde kullanmasına rağmen, görsel dilinde yer yer tutarsızlıklar barındırıyor. Karanlık ve bulanık görüntüler, filmin stilistik hedeflerine hizmet etmek yerine zaman zaman oyunculukların etkisini gölgeliyor. Buna rağmen film, enerjisini büyük ölçüde başrol performansından alıyor. Burada filmi sırtında taşıyan Samara Weaving'in hakkını vermek gerekiyor bu sebeple. Grace karakteri, klasik 'final girl' tiplemesini yeniden yorumlarken, bu uğurda verdiği mücadele ile 'tek kişilik ordu' portresini de çiziyor. Onun kanlar içindeki gelinliği, yalnızca bir hayatta kalma mücadelesinin değil, aynı zamanda bir sistemle hesaplaşmanın görsel simgesine dönüşüyor.
Ready or Not, kusurlarına rağmen izleyiciyi yakalayan, enerjik ve çarpıcı bir film. Belki politik ve sınıfsal eleştirisini daha derinleştirebilirdi, belki de tonunu daha net bir şekilde belirleyebilirdi. Ancak yine de sunduğu fikir, güçlü performans ve türler arası geçişleriyle akılda kalıcı olmayı başarıyor. En nihayetinde bu film, sadece bir kaçış hikayesi değil; aynı zamanda aile, gelenek ve güç ilişkileri üzerine kanlı bir alegori. Ve belki de en rahatsız edici olan şu: Grace’in savaştığı şey, sadece bir aile değil, kökleri çok daha derine uzanan bir düzen.
17 Temmuz 2019 Çarşamba
Close Encounters of the Third Kind (1977)
1970’lerin sonu, gişe filmlerinin şekillendiği bir dönemdi. Aynı yıl gösterime giren Star Wars ile birlikte Close Encounters of The Third Kind, blockbuster* kavramının yalnızca eğlence değil, aynı zamanda sanatsal vizyon taşıyabileceğini kanıtladı. Ancak Steven Spielberg’in filmi, uzay operası ya da aksiyon odaklı bir anlatı yerine, daha içsel ve duygusal bir yapı kurarak farklılaştı. Yıllar geçse de etkisini kaybetmeyen bu film, yalnızca uzaylı temasını işleyen bir bilimkurgu değil; insanın evrendeki yerini sorgulayan, içsel bir yolculuğun sinemasal karşılığıdır.
Film, gizemli hava olayları ve açıklanamayan ışıkların dünya genelinde belirmesiyle açılıyor. Bir yanda bu olayları çözmeye çalışan bilim insanları, diğer yanda ise bu olaylarla birebir temas kurmuş sıradan insanlar. Elektrik teknisyeni Roy Neary (Richard Dreyfuss) ve oğlunu kaybeden Jillian Guiler (Melinda Dillon), yaşadıkları deneyimlerin ardından açıklayamadıkları bir çağrının peşine düşüyor. Bu çağrı, onları sonunda Wyoming’deki Devil’s Tower’a götürüyor ve insanlık tarihinin en sıra dışı karşılaşmalarından birine tanıklık etmelerine neden oluyor.
Steven Spielberg’in filmi, yüzeyde bir 'uzaylı ile ilk temas' hikayesi gibi görünse de aslında çok daha derin bir anlatı kuruyor. Uzaylılar uzun süre görünmez; onların varlığı, ışıklar, sesler ve sezgiler üzerinden hissedilir. Bu tercih, filmi klasik bilimkurgudan uzaklaştırarak daha çok bir insanlık dramına yaklaştırıyor. Özellikle Roy karakteri üzerinden ilerleyen hikaye, modern bireyin anlam arayışını, takıntı ile aydınlanma arasındaki o belirsiz hattı inceliyor. Roy’un giderek ailesinden kopması, toplum tarafından dışlanması ve içsel bir dürtünün peşinde sürüklenmesi, filmi bir tür 'ruhsal uyanış' öyküsüne dönüştürüyor.
Filmin bilim kurgu türüne getirdiği yenilikler de yadsınamaz. Öncelikle Uzaylı = Tehdit kalıbını tekrar düşünmeye iten bir yaklaşıma sahip. 1950’ler ve 60’lar boyunca uzaylılar genellikle istilacı ve düşman olarak resmedilirdi. Spielberg ise onları merak uyandıran, hatta masum varlıklar olarak sunarak türün tonunu kökten değiştirdi.
Ayrıca görünmeyen üzerinden gerilim kurma becerisini bu filmde biraz daha geliştirdi. Film boyunca uzaylılar neredeyse hiç gösterilmez. Işıklar, sesler ve atmosfer üzerinden kurulan bu anlatım, bilinmeyeni daha etkili kılar. Ki bu metodu bu filmden önceki filmi olan Jaws'da denemiş, karşılığını fazlasıyla almıştı.
8 Haziran 2019 Cumartesi
Truman: Ölümü Beklerken
Filmin en güçlü taraflarından biri, karakterlerin katmanlı yapısı. Julian, dışarıdan bakıldığında rahat, hatta zaman zaman alaycı bir tavır sergilese de, iç dünyasında yoğun bir hesaplaşma yaşıyor. Geçmişteki hatalarıyla yüzleşme çabası, onun hem kırılgan hem de dirençli bir karakter olarak şekillenmesini sağlıyor. Tomas ise daha içine kapanık, daha ölçülü bir karakter olarak bu dinamiğin karşı kutbunu oluşturuyor. İkili arasındaki ilişki, abartılı dramatik çıkışlara ihtiyaç duymadan, bakışlar, suskunluklar ve küçük jestler üzerinden derinleşiyor. Bu doğal ve yaşanmış hissi veren kimya, filmin duygusal etkisini belirgin biçimde artırıyor.
Sonuç olarak Truman, ölüm üzerine bir film olmanın ötesine geçerek, yaşamın değerini ilişkiler üzerinden yeniden düşünmeye davet ediyor. Ne tamamen karamsar ne de yapay bir umut taşıyor; bunun yerine, hayatın kaçınılmaz sonuna karşı dürüst ama sıcak bir bakış sunuyor. İzlerken insanı sarsan şey büyük dramatik anlar değil, küçük ve tanıdık hisler oluyor. Film bittiğinde geriye, ağır bir hüzünden çok, dingin bir farkındalık kalıyor.
8 Mart 2019 Cuma
Thelma and Louise (1991): Yoldan çıkan Değil, Yolu Yeniden Çizen Kadınlar
İki kadının çıktığı bu yol, yalnızca bir kaçış hikayesi değil, erkek egemen düzenin görünmez sınırlarına karşı atılmış radikal bir meydan okuma olarak bugün hala anılıyor. Ridley Scott'ın yönettiği Thelma & Louise (1991), direksiyonu eline alan kadınların sadece kaderlerini değil, sinema tarihindeki temsil biçimlerini de değiştirdiğini hatırlatan, etkisi günümüz feminist anlatılarında hala hissedilen bir kırılma noktası.
Bazı filmler vardır; bir yolculuk anlatır gibi yapar ama aslında bizi, o yolculuğa çıkmak zorunda kalan insanların iç dünyasına sürükler. Thelma & Louise tam olarak böyle bir film. İki kadının çıktığı bu yol, yalnızca bir kaçış değil; yıllardır bastırılan bir öfkenin, inkar edilen bir varoluşun ve görmezden gelinen bir adaletsizliğin açığa çıkışı. İlk bakışta bir kaçış hikayesi gibi görünüyor. Oysa izlerken bunun bir kaçıştan çok, gecikmiş bir yüzleşme ve varoluş mücadelesi olduğunu hissediyoruz. Direksiyon başında ilerleyen sadece bir Thunderbird (kullandıkları araç) değil; bastırılmış öfke, kırılmış hayaller ve yıllarca ertelenmiş bir özgürlük arzusu.
Filmin tematik gücü, bireysel bir hikayeyi geniş bir toplumsal çerçeveye oturtabilmesinden geliyor. Bu sadece iki kadının başına gelen bir olay değil; erkek egemen düzenin kadınları nasıl kuşattığını, sınırladığını ve susturduğunu gösteren bir yapı eleştirisi. Karakterlerin karşılaştığı erkek figürleri, gündelik hayatın sıradan gibi görünen ama derinlere işleyen tahakküm biçimlerini görünür kılıyor. Her bir erkek karakter, bu iki kadına zarar vermiş veya zarar vermek isteyen kişiler. Bu yüzden filmdeki kırılma noktası, ani bir patlama değil; uzun süredir biriken bir gerilimin dışa vurumu olarak anlam kazanıyor.
Bu gözle bakınca film güçlü bir feminist okuma imkanı sunuyor. Öncelikle, kadınları anlatının merkezine yerleştirmekle kalmıyor, onları kendi kaderlerini belirleyen öznelere dönüştürüyor. Thelma ve Louise’in hikayesi, klasik anlatıdaki pasif kadın temsillerini tersine çevirerek çok katmanlı, çelişkili ama son derece gerçek karakterler sunuyor. Bu yaklaşım, kadınların sinemadaki temsil biçimlerini dönüştüren önemli bir kırılma yaratıyor çekildiği dönemde.
Aynı zamanda film, feminist tartışmaların merkezinde yer alan bir referans noktası. Kadınların hem mağdur hem de özne olarak temsil edilmesi, dönem sinemada nadir görülen bir unsur ve bu durum hem övgü hem de tartışma yaratmış. Bazı eleştirmenler filmi radikal ve kışkırtıcı bulurken, bazıları anlatının giderek karamsar bir tona sürüklendiğini öne sürmüş. Bu ikili yapı, filmin gücünü artırırken aynı zamanda onun tartışmalı doğasını da besliyor. Tek bir fikrin çıkmaması, filmin ve temasının tartışılması tam da bu filmin amacına uygun.
Popüler kültür açısından bakıldığında, Thelma & Louise’in etkisi son derece geniş. Kadın merkezli anlatıların ana akım sinemada daha görünür hale gelmesinde önemli bir rol oynuyor. Özellikle 'yol filmi' ve 'buddy movie' türlerinde kadın karakterlerin aktif öznelere dönüştüğü birçok yapım, bu filmin açtığı yoldan ilerliyor desek başımız ağrımaz.
Filmin akılda kalan bir diğer erkek oyuncusu, yollarda otostop çeken, kovboy şapkalı bir genç olan JD'yi canlandıran Brad Pitt. Filme girişi de çıkışı da hızlı oluyor. Ancak Thelma'nın yolculukta geçirdiği dönüşümü başlatan tetiklenmeye sebep oluyor. Thelma incelendiğinde JD'den öncesi ve JD'den sonrası diye iki dönem olduğunu görüyoruz. O kırılımı kaçırdığımızda birbiriyle alakası olmayan iki farklı karakter kalıyor geride.
9 Şubat 2019 Cumartesi
Shoplifters (Manbiki kazoku): Altın Palmiye'li Koreeda Filmi
Shoplifters (Manbiki kazoku), bir aile dramı olmanın ötesinde, modern toplumun görünmez kıldığı hayatlara dair derin bir etik sorgulama sunuyor. Yönetmen Koreeda, 'doğru' olanla 'legal' olanın her zaman örtüşmediğini gösterirken, seyirciyi kolay cevaplardan bilinçli olarak mahrum bırakıyor. Film bittiğinde geriye kalan şey bir hikayeden çok bir rahatsızlık. Sevginin suçla, şefkatin ihlalle iç içe geçtiği bir dünyada, gerçekten kimin masum olduğunu söylemek mümkün mü? Shoplifters, bu soruyu uzun süre zihinde tutuyor.
25 Ocak 2019 Cuma
Hereditary: Kalıtsal Bir Kabus
13 Aralık 2018 Perşembe
Stranger Than Fiction: Kader Bir Kurgu mu?
Bir sabah uyanıp hayatının aslında sana ait olmadığını fark ettiğinizi düşünün. Attığınız her adımın, söylediğiniz her sözün, hatta ölümünüzün bile başka biri tarafından çoktan yazılmış olduğunu veya an itibariyle yazılıyor olduğunu… Stranger Than Fiction bu duygunuzu, dost meclislerinde muhabbete konu ettiğiniz bu düşüncenizi resme döken bir film. Ve bunu yaparken hem tuhaf bir mizah kuruyor hem de beklenmedik bir duygusal derinliğe ulaşıyor.







%20(7,2)%20Robert%20De%20niro%20-%20Jean%20Reno.jpeg)
%20(7,2)%20Robert%20De%20niro%20-%20Jean%20Reno-3.jpg)
%20(7,2)%20Robert%20De%20niro%20-%20Jean%20Reno-1.jpg)
%20(7,2)%20Robert%20De%20niro%20-%20Jean%20Reno-4.jpg)
(7)0.jpg)
(7)-2.jpg)
(7)-5.jpg)
(7,6).jpg)
(7,6)-3.jpg)
(7,6)-2.jpg)

%20Cesc%20Gay%20Javier%20Camara%20Ricardo%20Darin%20.jpg)
%20Cesc%20Gay%20Javier%20Camara%20Ricardo%20Darin-1.jpg)
%20Cesc%20Gay%20Javier%20Camara%20Ricardo%20Darin-2.jpg)
%20Cesc%20Gay%20Javier%20Camara%20Ricardo%20Darin-3.jpg)






Hirokazu%20Koreeda(2018)(7.9).jpg)
Hirokazu%20Koreeda(2018)(7.9)-1.jpg)
Hirokazu%20Koreeda(2018)(7.9)-2.jpg)
Hirokazu%20Koreeda(2018)(7.9)-3.jpg)







