K-RaMo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
K-RaMo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster


1972-75 yılları arasında Kung-Fu dizisindeki Kwai Chang Caine ve Kill Bill' deki Bill karakteriyle izleyenlerin hafızasında yer edinen David Carradine' nin, önceki gün Bangkok'ta kendini asarak intihar ettiği belirtildi. 73 yaşındaki oyuncunun son dönemlerde büyük bunalım geçirdiği söylenmiş yakın çevrelerince. Kısacası, bir devrin sonu ...



Amerika' da yeni çıkan filmin yaptığı box office çok önemli. Bazı oyuncuların da box officeleri oldukça iyi. Will Smith, Adam Sandler, Brad Pitt gişeleri en sağlam isimlerden. Son dönemlerde de Cristian Bale ön plana çıkmaya başlamıştı. American Psycho, Equilibrium (İsyan), Prestige, Batman filmleriyle de herkesin filmlerini merakla beklediği oyuncu oldu. 2009' da vizyona girecek olan Terminator filminde de rol aldı. Cristian Bale' nin başrol oynadığı Terminator : Salvation Amerika' da vizyona girdi. Ve haftasonunda 43 milyon $ ' lık bilet satıldı sinemalarda. Buraya kadar her şey normal. Terminator filminin 3 günde bu derece gişe hasılatı yapması zaten bekleniyordu. Ancak ne var ki Ben Stiller' in rol aldığı komedi filmi olan "Night at the Museum : Battle of the Smithsonian" 53.5 milyon $ ' lık haftasonu gişesiyle, Terminator filmini geride bıraktı. Ancak bu durumun böyle sürmeyeceği belirtildi. Warner Bros. da Terminator filminin uzun vadede daha fazla hasılat yapacağını söyledi.


27 yıl öncesinde yaşadığı büyük talihsizlik sonucu hayatı kararan ve kararan hayatı boyunca aynı yatakta yaşlanan, her gün aynı kabusla uyanan felçli Ramon Sampedro' nun artık işkenceye dönen yaşamına bir son vermek istemesini konu alan bu film, ötanazi meselesini ince ince işlemekte. Bu konuda bardağın dolu tarafından bakmamak gerektiğini vurguluyor bir anlamda. Film; İspanya'da yaşanmış gerçek bir olayı anlatıyor. İspanyol sinemasının son yıllardaki önemli yapıtlarından. 2004 yılında çevrilen "İçimdeki Deniz" filmi, en iyi yabancı film oskarını da almış. Bunun yanında Avrupa' da pek çok ödül almış. Hatta İspanya'da en önemli sinema ödülü kabul edilen Goya Ödüllerinde en iyi film, en iyi erkek, en iyi kadın, en iyi yardımcı kadın oyuncu, en iyi senaryo, en iyi yönetmen ödüllerini alarak yıla damgayı vurmuş.

Başrollerde tanıdık bir isim... Javier Bardem. 2007 yılında en iyi yabancı oskarını aldığında adını çok kişi henüz duymamış olsa da, kendisi Ispanyol sinemasının son 10 yılına damgasını vurmuş. "Mar Adentro" ' daki büyüleyici oyunculuğuyla bunu bir kez daha kanıtlıyor. Vicky Cristina Barcelona, No country For Old Men ve Mar Adentro' da canlandırdığı karakterler arasında uçurum var. Javier Bardem' in oyunculuğunun yanında bahsetmek istediğim bir şey daha var ki, o da filmin müzikleri. Öyle güzel oturmuş ki sahnelere, etkilenmemek elde değil, onikiden vuruyor. Ayrıca filmin orjinal dilde izlenmesini şiddetle önermekte fayda var.

------- Filmden bazı sözler... ----------

- Bir hayata mal olan özgürlük özgürlük değildir
Özgürlüğe mal olan hayat da hayat değildir...
-------------------------------------

- Sana ulaşmak ve dokunmak için katedebileceğim iki adım, benim için imkansız bir yolculuk, bir fantezi, bir rüya... işte bu yüzden ölmek istiyorum.
--------------------------------------

- Bir baba için oğlunun ölmesinden daha kötü bir tek şey var; oğlunun ölmeyi istemesi ...


Western filmlerini seviyorum. Senaryoyu karışık yapıp, izleyeni kafa yormaya zorlamak yerine ; oyuncuların ve mekanların doğallığını , konunun sade akışını öne çıkarıyor. "Ölüm Atlısı" olarak çevrilen bu filmde Lee Van Cleef başrolde. Aslında filmden çok da bahsedip , spoiler vermek istemiyorum. Filmin Tarantino'nun "Kill Bill" filmiyle olan benzerliğine dikkat çekmek istiyorum. Bu filmi izledikten sonra , Kill Bill 'in sadece modern bir kopya olarak yeniden çekildiğini söyleyebilirim. Tabii ki Tarantino' nun Kill Bill ' i çekerken western filmlerinden , müziklerinden esinlendiğini biliyordum ama bu derece olduğunu tahmin edememiştim. Gelelim filmimizle - Kill Bill arasındaki benzer noktalara... Ailesi gözlerinin önünde öldürülen küçük bir çocuk olan BILL , 15 yıl sonra intikam için geri dönüyor ve ailesini öldürenlerin bir bir peşine düşüyor. Ama düşmanlarını öldürürken , onları düelloya davet ediyor ve onlara son bir şans veriyor. Dediğim gibi esinlenmekten öte... Ayrıca bazı sahnelerde tıpkı Kill Bill ' deki Beatrix Kiddo ' nun (Uma Thurman) düşmanlarını 4 yıl aradan sonra gördüğünde yüzündeki intikam ifadesi ve ekranın hafif kırmızılaşarak arkadan bir gerilim müziğinin verilmesi bu filmde de çokça var. Yani Tarantino ' nun Kill Bill ' i yaparken klasikleşmiş filmlerden esinlenme , onlardan adeta bir derleme yaptığını biliyorduk ama bu filmi izledikten sonra Tarantino'nun esinlenmeyi biraz fazla kaçırdığını rahatlıkla söyleyebilirim. Her iki filmi de izleyenler bana hak verecektir.

Artık büyümek isteyen bir çocuk olan Josh Baskin günün birinde bir dilek kutusuna para atıp , büyümüş olmayı diler ve ertesi sabah kalktığında artık büyümüş bir çocuk olur. Ama bu büyüme sadece fiziki anlamda olmuştur. "Her yaşın ayrı bir güzelliği var" sözü mükemmel bir şekilde işlenmiş. Film ilk anda komedi filmi gibi seyretse de zaman zaman dokunaklı. Başrollerde Tom Hanks, inanılmaz performansıyla götürüyor filmi. Zaten 1988'de en iyi erkek oyuncu dahil olmak üzere 2 dalda oskara aday gösterilmiş "Big". Tom Hanks'in ünlendiği film olarak da söylenebilir. Filmin konusu çok çocukca gelebilir, ama izlenmesi gereken bir film. Ve sanıyorumki bu türdeki filmlerin ilklerinden bu film. Filmin yönetmeni ise Penny Marshall. Gelişme çağında olan bir çocuğun ruh halini, duygularını, hayallerini çok iyi işlemesinde herhalde yönetmenin bayan olmasının da bir etkisi vardır.

Eski Türk komedi filmlerinde sosyal içerikli mesajlar eksik edilmezdi,hatta çoğu zaman konu sosyal içerikli olarak işlenirdi.Davaro'da ne vardı vurgulanan? .. Kan davasının kötü bişey olduğu ve bu davada sonun olmayacağı espirili bir şekilde işlenmişti...Ya da genelde yan konularda köyde başlık parasıyla kız alma durumu vs vs vs vardı...Tabi burada o zamanki usta oyuncuların (Kemal Sunal,Şener Şen,Ali Şen vs) oyunculuk kalitesi konusuna girmeme gerek yok.1970'lerde çevrilen bu filmleri bugün bile izlerken gülüyoruz.Gelelim günümüzün Türk komedi film anlayışına...Komedi anlayışı adı altında işlenen konuların , o eski komedi film anlayışıyla alakası yok.Bugünün komedi anlayışında izleyiciyi güldüren şeyler ; ya küfürlü konuşarak espiri yapmaya çalışan karakterler,ya karşısındaki insanı aşağılayarak olaya komedi katmaya çalışan karakterler , ya da olaya ibnelik olayını yükleyerek absürt komedi diyebileceğimiz konular olmuştur ne yazık ki! Konu başlığında belirttiğim filmden biraz bahsediyim de daha doğrusu bu filmi çekerken,yaparken,konuyu yazarken nasıl bir yol izlendiğini;bu serzenişimin nedenlerinden biri aydınlığa kavuşsun.Yine bir yaz mevsiminde otelde geçen artık sabitleşmiş bir konu,bir çuval çocuk espirisi,iki ibne karakteri,bir de yine absürte kaçan ibne espirileri vs.Filmi yapan şahıslar bu basit konunun arasına,bu malzemeleri serpiştirmiş (olaylar arası bağlantılar olamayacak düzeyde saçma) nasılsa filmde iki espiri olsa da Türk izleyiciler o filmi izler anlayışını gütmüş ve ortaya bitmesini sabırsızlıkla beklediğim bir film çıkmıştır.Tabii ki son dönemlerdeki bütün Türk komedi filmleri kalitesiz demiyorum."Pardon" gibi önemli filmler de çevrilmekte ; ama sayısı oldukça az. Günümüzün Türk komedi filmleri "üzülerek söylüyorum" Amerikan tarzı komediye özenmekte,izleyiciyi az düşündürerek anlık keyif vermekte ve sosyo-kültürel yapıdan uzaklaşmaktadır.Bu bahsettiğim konu malzemelerine son dönem filmlerinde sıkça görüyoruz.Aklıma gelenler şunlar ; Kahpe Bizans,GORA (ve muhtelemen AROG) ,Recep İvedik ,Plajda ,Kadri'nin götürdüğü yere git ....Peki insanlar 30-40 sene sonra bu filmleri izleyecek mi, izleyince gülecek mi ? Sonuç olarak Türk Sineması, Kadri'nin Götürdüğü Yere Gitmesin ! Çünkü orada bize uygun yaşam biçimi yok,çünkü orada gerçek anlamda insana bir değer katılmamış, çünkü orada bir yarın yok.


Western filmleri diyince çok kişin aklına ilk gelen isimler Clint Eastwood , John Wayne olur.Benimse Lee Van Cleef . Western filmlerinin efsane yüzü . Akbaba bakışlarıyla , kemerli burnuyla,duruşuyla , muazzam karizmasıyla westernin önemli temsilcilerinden.Özlüyoruz kendisi gibi efsaneleri...


Antony Quinn...İzleyen bilir bu adamı,dünyanın gelmiş geçmiş en iyi oyuncuları arasındadır."Message (Çağrı)" filminde Hz.Hamza rolüyle hafızalara kazınmıştır."Lawrence of Arabia" ve "Viva Zapata" gibi unutulmaz filmlerde de oynamıştır."Santa Vittoria'nın Sırrı" filminde ise İtalya'nın küçük bir kasabasında belediye başkanı rolünde,yine benzersiz oyunculuğuyla.Kasabanın tek geliri şaraptır ve bu aynı zamanda kasaba halkının da tek geçim kaynağı demek.II.Dünya Savaşı'nın sonlarında Faşist Alman askerleri , bu kasabadaki şarapları toplayıp ülkelerine götürmek üzere kasabaya gelir.Ancak kasabanın başkanı Italo Bombolini'nin bu şarapları Almanlar'a vermeye hiç niyeti yoktur,çünkü kış mevsimi yaklaşmakta ve şarap halk için her şey demektir.1969 yapımı olan bu film gerçekten izlenmeye değer.Oyuncular sanki gerçekten o kasabanın oyuncuları.Zaten eski filmlerin en sevdiğim tarafı bu.Her şey göründüğü gibi,mekanlar gerçek,oyuncular makyajsız,her şey sade ...

------------------------------------------------
Italo Bombolini : It's nice to have a hot meal before you die.
Rosa Bombolini : You aren't going to die.
Italo Bombolini : I'm the mayor, no? The Germans come. I greet them. They threaten me! I spit in their face! They put a pistol to my head and blow out my brains!
Rosa Bombolini : Why would they put a pistol to your head? The whole world knows Bombolini's brains are in his ass.

1980 li yılların sonları, Doğu-Batı Almanya döneminin son demleri.Doğu Almanya'da yaşayan,kendini halkına ve yurttaşlarına adamış sosyalist bir kadın olan Christiane kalp krizi geçirmiştir.8 ay komada kalmasının ardından ülkede meydana gelen değişimler ele alınmış filmde.Aradan geçen 8 ayda ülke tarihinin en önemli olaylarından biri meydana gelmiştir.Berlin duvarı yıkılmış,artık Doğu-Batı Almanya ayrımı olmadan tek bir ülke vardır,kapitalist düzene yavaş yavaş geçilmektedir.Doktorlar bu büyük değişim esnasında komada olan Katrin'in ikinci bir kalp krizini atlatmasının çok zor olacağını söylerler.Annesinin ülkede olan bu büyük değişimi görünce çok üzüleceğini bilen oğlu Alexander'ın , bu gerçeği annesinden saklamaya çalışması ve bunu yaparken gösterdiği çaba zaman zaman dokunaklı olmakta.Filmin konusu ilk bakışta siyasi görünse de, bu aslında bi yan konudur.Sıkılmadan izlenebilecek bir film .Filmde başrolde Daniel Brühl,Katrin Sass var.Film, 16. Avrupa Film Ödülleri'nde “En İyi Avrupa Filmi Ödülü”nü almış ve Daniel Brühl'ün de “En İyi Erkek Oyuncu” seçilmiştir.Alman yapımı olan "Good Bye Lenin" bir çok film festivalinde dahil olmak üzere toplamda 31 ödül kazanmış ve bunun yanında Altın Küre ödüllerine aday gösterilmiştir. Bu arada filmin müziklerini ,Amelie'nin de müzigini yapan Yann Tiersen yapmıştır.


Kısa bir süre sonra öleceğinizi bilseniz, bugün ne yaparsınız ? İşte Bucket List bu konuyu ele almakta,üstelik iki mükemmel oyuncuyla.Morgan Freeman ve Jack Nicholson.Oldukça zengin ama yalnız ve huysuz olan Edward Cole'un yolu,araba tamircisi Carter Chambers ile hastanede aynı odada kesişir.Hayatlarının son deminde birbirlerinin en iyi arkadaşı olurlar ve ölmeden önce yapmaları gereken ya da hayatlarının bu dönemine dek yapamadıkları ama hayatları boyunca yapmak istedikleri şeylerin listesini hazırlarlar.Ve bunları hayatlarının son baharında,kaderlerinin kesiştiği noktada,bu kısa zaman diliminde gerçekleştirmeyi amaçlarlar.İşte bu liste orjinalde "Bucket List" olarak geçiyor.Filmi izlerken aklımdan "Yahu bu konuya benzer konular bizim türk sinemasında daha önceden defalarca işlendi ." gibi düşünceler geçse de , izledikçe Türk sinemasıyla arasındaki farkı anlamak pek zaman almadı. Bizim filmlerden farklı şeyler vardı bu filmde.Yönetmen her sahneyi muazzam titizlikle çekmiş ve konu son derece gerçekçi biçimde ele alınmış.Filmde bir ciddiyet havası var.Bir de yaşayan iki efsane,iki büyük oyuncu,oynadıkları her role olduğu gibi bu role de tam oturunca ,film tadından yenmiyor,hiç bitmesin diyor insan,damakta tat bırakıyor.İnsanı ele alan filmleri her zaman sevmişimdir ve bu film bunun tam örneği...
Replik bölümünde hangisini yazayım kararsızım.Filmin tamamı diyim ve kısa olarak şunları vereyim :
------------------------------------------------------
Edward Cole : Do you hate me?
Carter Chambers : Not yet.
------------------------------------------------------
Carter Chambers : Forty-five years goes by pretty fast.
Edward Cole : Like smoke through a keyhole.
------------------------------------------------------
Edward Cole : We live, we die, and the wheels on the bus go round and round.
------------------------------------------------------