Geçtiğimiz ay dağıtılan Altın Küre Ödüllerinin ardından Oscar öncesi son büyük ödül dağıtımı olan BAFTA (British Academy Film Awards) sahiplerini buldu. Christopher Nolan'ın Oppenheimer filmi 7 büyük dalda ödüle ulaşarak geceye damgasını vurdu. Aldığı ödüller: En İyi Film, En İyi Yönemen, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En İyi Sinematografı, En İyi Kurgu ve En İyi Orijinal Müzik 

The Zone of Interest filmi ise hem En İyi İngiliz Filmi ödülü alıp hem de En İyi Non-English Filmi ödülünü aldı. İronik. 


En İyi Film
  • Oppenheimer – Christopher NolanCharles Roven and Emma Thomas
    • Anatomy of a Fall – Marie-Ange Luciani and David Thion
    • The Holdovers – Mark Johnson
    • Killers of the Flower Moon – Dan FriedkinDaniel LupiMartin Scorsese and Bradley Thomas
    • Poor Things – Ed Guiney, Yorgos Lanthimos, Andrew Lowe and Emma Stone

En İyi Yönetmen
  • Christopher Nolan – Oppenheimer
    • Bradley Cooper – Maestro
    • Jonathan Glazer – The Zone of Interest
    • Andrew Haigh – All of Us Strangers
    • Alexander Payne – The Holdovers
    • Justine Triet – Anatomy of a Fall

En İyi Erkek Oyuncu
  • Cillian Murphy – Oppenheimer as J. Robert Oppenheimer
    • Bradley Cooper – Maestro as Leonard Bernstein
    • Colman Domingo – Rustin as Bayard Rustin
    • Paul Giamatti – The Holdovers as Paul Hunham
    • Barry Keoghan – Saltburn as Oliver Quick
    • Teo Yoo – Past Lives as Hae Sung

En İyi Kadın Oyuncu
  • Emma Stone – Poor Things as Bella Baxter
    • Fantasia Barrino – The Color Purple as Celie Harris-Johnson
    • Sandra Hüller – Anatomy of a Fall as Sandra Voyter
    • Carey Mulligan – Maestro as Felicia Montealegre
    • Vivian Oparah – Rye Lane as Yas
    • Margot Robbie – Barbie as Barbie

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
  • Robert Downey Jr. – Oppenheimer as Lewis Strauss
    • Robert De Niro – Killers of the Flower Moon as William King Hale
    • Jacob Elordi – Saltburn as Felix Catton
    • Ryan Gosling – Barbie as Ken
    • Paul Mescal – All of Us Strangers as Harry
    • Dominic Sessa – The Holdovers as Angus Tully

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
  • Da'Vine Joy Randolph – The Holdovers as Mary Lamb
    • Emily Blunt – Oppenheimer as Kitty Oppenheimer
    • Danielle Brooks – The Color Purple as Sofia
    • Claire Foy – All of Us Strangers as Mum
    • Sandra Hüller – The Zone of Interest as Hedwig Höss
    • Rosamund Pike – Saltburn as Lady Elspeth Catton

Yabancı Dilde En İyi Film
  • The Zone of Interest – Jonathan Glazer
    • 20 Days in Mariupol – Mstyslav Chernov and Raney Aronson-Rath
    • Anatomy of a Fall – Justine Triet, Marie-Ange Luciani and David Thion
    • Past Lives – Celine Song, David Hinojosa, Pamela Koffler and Christine Vachon
    • Society of the Snow – J. A. Bayona and Belén Atienza

En İyi British Filmi
  • The Zone of Interest – Jonathan Glazer, James Wilson and Ewa Puszczyńska
    • All of Us Strangers – Andrew HaighGraham BroadbentPete Czernin and Sarah Harvey
    • How to Have Sex – Molly Manning Walker, Emily Leo, Ivana MacKinnon and Konstantinos Kontovrakis
    • Napoleon – Ridley ScottMark HuffamKevin J. Walsh and David Scarpa
    • The Old Oak – Ken LoachRebecca O'Brien and Paul Laverty
    • Poor Things – Yorgos Lanthimos, Ed Guiney, Andrew Lowe, Emma Stone and Tony McNamara
    • Rye Lane – Raine Allen-Miller, Yvonne Isimeme Ibazebo, Damian JonesNathan Bryon and Tom Melia
    • Saltburn – Emerald Fennell, Josey McNamara and Margot Robbie
    • Scrapper – Charlotte Regan and Theo Barrowclough
    • Wonka – Paul King, Alexandra Derbyshire, David Heyman and Simon Farnaby

En İyi Orijinal Senaryo
  • Anatomy of a Fall – Justine Triet and Arthur Harari
    • Barbie – Greta Gerwig and Noah Baumbach
    • The Holdovers – David Hemingson
    • Maestro – Bradley Cooper and Josh Singer
    • Past Lives – Celine Song

En İyi Uyarlama Senaryo
  • American Fiction – Cord Jefferson
    • All of Us Strangers – Andrew Haigh
    • Oppenheimer – Christopher Nolan
    • Poor Things – Tony McNamara
    • The Zone of Interest – Jonathan Glazer

En İyi Kurgu
  • Oppenheimer – Jennifer Lame
    • Anatomy of a Fall – Laurent Sénéchal
    • Killers of the Flower Moon – Thelma Schoonmaker
    • Poor Things – Yorgos Mavropsaridis
    • The Zone of Interest – Paul Watts

En İyi Sinematografi
  • Oppenheimer – Hoyte van Hoytema
    • Killers of the Flower Moon – Rodrigo Prieto
    • Maestro – Matthew Libatique
    • Poor Things – Robbie Ryan
    • The Zone of Interest – Łukasz Żal

En İyi Belgesel
  • 20 Days in Mariupol – Mstyslav Chernov and Raney Aronson-Rath
    • American Symphony – Matthew Heineman, Lauren Domino and Joedan Okun
    • Beyond Utopia – Madeleine Gavin, Rachel Cohen and Jana Edelbaum
    • Still: A Michael J. Fox Movie – Davis Guggenheim, Jonathan King and Annetta Marion
    • Wham! – Chris Smith

En İyi Animasyon
  • The Boy and the Heron – Hayao Miyazaki and Toshio Suzuki
    • Chicken Run: Dawn of the Nugget – Sam Fell, Leyla Hobart and Steve Pegram
    • Elemental – Peter Sohn and Denise Ream
    • Spider-Man: Across the Spider-Verse – Joaquim Dos SantosKemp Powers, Justin K. Thompson, Avi AradPhil LordChristopher MillerAmy Pascal and Christina Steinberg

Başlıktaki "Yine Bir Yorgos Lanthimos" ibaresi, bu yönetmeni tanıyanlar için yeterli bir film tanıtımı olacaktır. Tanımayanlar veya unutanlar için diyeceğim şu ki; absürtlüğü yeni normal olarak sunan ve bunu izleyicisine de inandıran bir yönetmen. Bu filmde, intihar eden hamile karakterimiz Bella Baxter'i (Emma Stone) yeniden hayata döndürmek isteyen yeni Frankestein ve bir nevi 'Tanrı'sı Godwin Baxter (Willem Dafoe), karnındaki bebeğinin beynini anne Bella Bexter'a naklediyor. Bize izletilen ise vücut yaşı ile beyin yaşının senkronize oluş sürecinde yaşadığı keşifler ve deneyimler.
Bir kadının, Tanrı'sının üzerindeki hakimiyet ve düşüncelerine rağmen gelişimini izlemeye hazır olun. 

Poor Things filmi, yunan yönetmen Yorgos Lanthimos'un yönettiği, Emma Stone'un başrolünde yer aldığı bu senenin en sıra dışı filmi olarak karşımıza çıkıyor. Filmde geçtiği zaman tam olarak anılmasa da Victorian dönemine özgü bir atmosferde çekilmiş. Yeşil ekrandan ziyade, kurdurduğu dev led ekranları kullanan yönetmen, oldukça ütopik duran bir set ortamı yaratmış. Bu sayede yönetmen Lanhtimos istediği görseli çekim esnasında görmüş ve oyunculara da bu deneyimi tattırarak role girmelerine katkıda bulunmuş. Kullanılan kamera açıları, renk paleti ve mekan tasarımıyla izleyiciyi de farklı bir gerçekliğe davet ediyor. 

Filmin senaryosu bir kitaptan uyarlama. Alasdair Gray'in aynı isimli romanından uyarlanmış olsa da kitabın anlatım dilinin dışına çıkılarak kendi dilini oluşturmuş. Kitabında hikaye bir karakterin ağzından anlatılırken ve Bella Baxter'in yaşadıklarını mektuplar üzerinden öğrenirken, filmde tüm olanlar bize gösterilerek sunuluyor. Hikayenin bu bakımdan senaryolaştırılışı önem arz ediyor. Bunu da filmin senaristi Tony McNamara başarıyla gerçekleştirmiş. Yorgos ve Tony'nin kurduğu yönetmen/senarist ilişkisi, Yorgos'un önceki The Favourite filminde de başarıyla boy göstermişti. Bu filmi diğer Yorgos filmlerinden ayıran birçok özellik de mevcut. En bütçeli filmi olması yanı sıra, absürtlüğü ve cinselliği diğer filmlerine nazaran daha fazla kullandığı bir yapım olmuş. 




Film ve Karakterler;

Filmimizin baş karakteri Bella Baxter (ki bu, onu sonradan hayata döndüren doktor Godwin Baxter tarafından verilen isimdir. Asıl isminin Victoria olduğunu ilerleyen dakikalarda görüyoruz) çıktığı köprüden aşağıya atlayarak kendisine ağır gelen bir hayatı sonlandıran sahne ile karşımıza çıkıyor ilk olarak. Filmin finalini başında gösteriyor gibi algılana da bilir ama bu tamamen bir başlangıç. Cansız bedenine ulaşan Dr.Godwin Baxter, onu kurtarmak için olduğu düşünülse de tamamen deneyinin bir parçası olarak intihar eden bu genç kıza elektroşoklarla hayat verir. Ve bunu yaparken de kızın karnındaki bebeğin beynini alarak kıza nakleder. Elinde artık yetişkin bir kadın bedeni içersinde sıfır, boş levha misali bir bebek beyni vardır. Ne tam yetişkindir, ne de tam bir çocuk. Beyin yaşı ile beden yaşının senkronize olup birbirine kavuşması sürecinde ismini Bella Baxter olarak verdiği bu 'deney kişisi'ndeki bedensel ve zihinsel gelişimleri gözlemlemeyi amaçlıyor. "İlk ne zaman konuşacak", "ilk ne zaman cümleler oluşturacak", "ilk ne zaman etik yargılara sahip olacak" ve "ilk ne zaman bunları eleştirecek" gibi fazlasıyla sorulara cevap bulmayı amaçlamaktadır. Bu ve benzeri birçok sorulara cevap verilse de film boyunca Bella Baxter'ın sorgu sual etmediği tek şey ise Tanrı'nın varlığı oluyor. Nedense onun varlığını ve tanrılığını bir türlü sorgulamıyor. 

Tanrımız, babamız, doktorumuz Godwin Baxter'ı Willem Defoe canlandırıyor. Ekleme yanaklardan oluşan korkunç suratının altında nazik bir duruş da sergiliyor. Kendisini tamamen deneyine adamış biri olarak gözükse de yarattığı Bella Baxter'a sonradan sevgi besleyerek duygusal bağ kurması, kendisinin de eleştirdiği tarafı oluyor. Gaddar ve korkutucu duruşu sadece söz konusu Bella olduğunda masumlaşıyor. 

Goldwin Baxter, Bella Baxter'ın gelişimini izlemesi için öğrencilerinden biri olan Max McCandles (Ramy Youssef)evine davet ediyor ve ona bu görevi veriyor. Max'ın her ne kadar amacı hocası Godwin'e bu araştırmasında yardımcı olmak ise de, duygularına yenik de düşüyor ve Bella'ya aşık oluyor. Kendisinden onunla evlenmesini istiyor. Tüm bu olağan dışılıklar içerisindeki tek olağana yönelme eylemi de bu oluyor belki de. Ama evlilik Bella için bir anlam ifade etmiyor. Yeni yeni keşfettiği cinselliği daha özgürce yaşayabileceği anlamından öte bir anlamı yok onun için. Ve kabul eder.

Ancak Max ile nişanlanan Bella Baxter'ın karşısına Duncan Wedderburn ( Mark Ruffalo ) çıkar. Duncan, daha serseri, maceraperest ve eğlenmeyi seven birisi. Bella'ya ülke ülke gezmeyi teklif eder ve Bella da kabul eder. Kendisine mahsun gözlerle bakan çiçeği burnundaki Max'a da dönüp "gelince seninle evlenicem" der ve bir kez daha kadınlar serseri erkekleri, efendilere tercih eder.

                   
Oyunculuklara bakıldığında başrol Emma Watson, Bella Baxter karakterini çok güzel bir performansla canlandırıyor. Karakterin bebeklikten olgunluğa ulaşan süreçteki tüm hareket ve bakışlarını izleyiciye çok net şekilde aktarabilmeyi başarmış. Beyni henüz çiğ iken etrafa attığı boş bakışların, filmin ilerleyen saatlerinde karakterin beyin yaşı olgunlaştıkça daha anlamlı bakışlara evrildiğini görüyoruz. Bu performansıyla aday olduğu En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar'ın en büyük favorisi. La La Land filminden de aldığı oscarla birlikyen ikinci oscarını kaldırmaya çok ama çok yakın.

Diğer aday oyuncu ise Duncan Wedderburn karakterine can veren Mark Ruffalo. Oppenheimer filmindeki performansı ile ödüle aday Robert Downey Jr'a bir hatıra oscarı verilmeyecek ise o ödül Mark Ruffalo'ya gidebilir. Neredeyse bir başrol kıvamında yardımcı erkek oyuncu rolünü başarıyla üstlenmiş.

Genel olarak bakacak olursak 11 dalda oscara aday gösterilen bu film, aday olduğu her oscarı alabilecek güçte. Ve tüm bunlar olursa da kimse şaşırmasın. 

Son yıllarda ırkçılık karşıtlığı  #BlackLivesMatters #OscarsSoWhite gibi hareketlerle popülerliğini oldukça arttırdı. Bir şey popüler olmuşsa sermayenin malzemesi olması kaçınılmazdır. Sosyal medyadan edebi içeriklere, tekstil ürünlerinden rap şarkılarına... Ve tabi sinema filmlerinin içeriğinde de bu fikir oldukça yer etti. Irkçılık konusunda farkındalık arttığı için insancıl gözüküyor olabilir. Peki işin aslı öyle mi? Ya bize bunu sermaye güçleri pompalıyorsa? Ya tüm siyahi filmlerde siyahilerin suça bulaşan, rezil bir aile yapısı olan ve sonunda ölen kişilerin olmasını endüstri dikta ediyorsa? İşte bu düşünceye inanan siyahi bir yazarın hikayesini izliyoruz American Fiction'da. 


American Fiction filmi, özellikle Amerikan edebiyat ve sinema dünyasındaki ırkçılık, siyasi doğruculuk gibi temaları eleştiriyor. Film, siyahi bir yazar olan Thelonious Monk Ellison'ın (Jeffrey Wright), ana akım medya ve edebiyat endüstrisinin siyah hikayeleri sadece acı, suç ve yoksulluk üzerinden odaklanarak sınırlandığına ve bu şekilde siyahi yazarların daha edebi, değerli veyahut eğlenceli yapımlarının göz ardı edildiğine dair bir eleştiri getiriyor. Bu eleştirisini tüm yayın evlerini trolleyerek gerçekleştirmek istese de yapımcılar bu troll fikri satın alıyor ve yazarımız "yuh artık" diyerek kendini nihayet ana akıma bırakıyor. Kendince değerli görüşler içeren kitapları satmazken, trollediği hikaye fikri yapımcılar tarafından yüksek fiyatla satın alınıyor. Birbirlerine küfredip bağıran, öldüren, sefalet çeken siyahilerin o klişe hikayesini. 

Film, Pervical Everett'in Erasure adlı romanından yönetmen Cord Jefferson tarafından uyarlanmış. Senaristliğini Master of None, The Good Place gibi dizilerle de kanıtlayan Cord Jefferson'ın yönetmenlik koltuğuna oturduğu ilk film bu. Bir senarist olarak çektiği ilk filmin konusunun, siyahi edebiyatının endüstrinin sınırlamalarıyla çaresiz ve bir bakıma tek bir modele mahkum kaldığı gerçeğini yansıtması bu konunun ne kadar ciddi ve doğru olduğu izlenimi oluşturuyor bende. Her ne kadar bunu dile getirdiği bir açıklamasına denk gelmesem de sinema sektöründe bu despotizme bir senarist olarak maruz kaldığını tahmin edebiliyorum.

Peki günümüzde ırkçılık karşıtı propagandaların gerçek amacından saparak ticari bir araç haline dönüştüğü gerçeği ne kadar doğru?


Yukarıda da yazdığım gibi ilk bakışta ırkçılık karşıtı propagandaların toplumsal adaletin sağlanmasında farkındalık yarattığı düşüncesi oluşabilir. Ancak biraz incelendiğinde birçok örneğin aslında gerçek bir duyarlılıktan ziyade, ekonomik kazanç sağlamaya odaklandığını gözlemleyebiliyoruz. Büyük şirketlerin, yapımcıların, reklam ajanslarının ırkçılık karşıtı mesajlarla ürünlerini pazarlaması hem şirketin itibarını korurken hem de geniş bir müşteri kitlesine ulaşma ve satışlarını arttırmasına olanak sağlıyor.

Sadece siyahiler üzerinden anlatımını yaptığım sermayenin bu gibi vicdanları suistimal ettiği mevzular çokça var. Soykırım, çocuk istismarı, eşcinsellik, hayvan hakları, çevresel olaylar ve niceleri. Ayırt edici özelliklerinden biri, herhangi bir fikir popüler kültürde fazla yer buluyorsa, artık o fikir bir ürüne, o kitle de bir müşteriye dönüşmüştür. Ve bu sadece direkt olarak sermayeyi ilgilendiren konularda değil, siyasette de var. Onca vekil arasında atıyorsun bir siyahi, bir eşcinsel veya azınlıktan birini, hooop oluyorsun demokrat.

Tekrardan filme dönecek olursak, American Fiction bu senenin Oscar ödüllerine 5 dalda aday ve bunlar  En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En İyi Uyarlama Senaryo ve En İyi Orijinal Müzik ödülleri. Aday olduğu klasmanlara ve diğer adaylara baktığımda bu 5 ödülden biriyle evine döneceğini sanmıyorum. Ama yine de güzel bir komedi, hoş vakit geçirtir. 

Merakla beklenen adaylar nihayet açıklandı. En iyi film ve yönetmen dalından daha çok merak ettiğim dal ise Yabancı Dilde En İyi Film dalıydı. Ve o listede görmek istediğim Türk asıllı Alman yönetmen İlker Çatak'ın yönettiği The Teacher's Lounge filmiydi. Ve Kendisi şu an o listede. Listenin geri kalanı bu noktadan sonra benim için ayrıntı olsa da siz buyrun:



En İyi Film

En İyi Yönetmen

  • Anatomy of a Fall - Justine Triet
  • Killers of the Flower Moon - Martin Scorsese
  • Oppenheimer - Christopher Nolan
  • Poor Things - Yorgos Lanthimos
  • The Zone of Interest - Jonathan Glazer

En İyi Uluslararası Film

  • Io Capitano
En İyi Erkek Oyuncu

En İyi Kadın Oyuncu

  • Annette Bening - Nyad
  • Lily Gladstone - Killers of the Flower Moon
  • Sandra Huller - Anatomy of a Fall
  • Carey Mulligan - Maestro
  • Emma Stone - Poor Things

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

  • Emily Blunt - Oppenheimer
  • Danielle Brooks - The Color Purple
  • America Ferrera - Barbie
  • Jodie Foster - Nyad
  • Da'Vine Joy Randolph - The Holdovers

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu

En iyi Orijinal Senaryo

En İyi Uyarlama Senaryo

En İyi Kurgu

En İyi Sinematografi

  • El Conde
  • Killers of the Flower Moon
  • Maestro
  • Oppenheimer
  • Poor Things

En İyi Görsel Efekt

  • The Creator
  • Godzilla Minus One
  • Guardians of the Galaxy Vol. 3
  • Mission: Impossible - Dead Reckoning Part One
  • Napoleon

En İyi Kostüm

  • Barbie
  • Killers of the Flower Moon
  • Napoleon
  • Oppenheimer
  • Poor Things

En İyi Makyaj / Saç Tasarımı

En İyi Kısa Animasyon

  • Letter to a Pig
  • Ninety-Five Senses
  • Our Uniform
  • Pachyderme
  • War Is Over! Inspired by the Music of John & Yoko

En İyi Orijinal Şarkı

  • The Fire Inside - Flamin' Hot
  • I'm Just Ken - Barbie
  • It Never Went Away - American Symphony
  • Wahzhazhe - Killers of the Flower Moon
  • What Was I Made For? - Barbie

En İyi Orijinal Müzik

En İyi Belgesel

  • Bobi Wine: The People's President
  • The Eternal Memory
  • Four Daughters
  • To Kill a Tiger
  • 20 Days in Mariupol

En İyi Kısa Belgesel

  • The ABCs of Book Banning
  • The Barber of Little Rock
  • Island In Between
  • The Last Repair Shop
  • Nǎi Nai and Wài Pó

En İyi Ses


En İyi Animasyon

  • The Boy and the Heron
  • Elemental
  • Nimona
  • Robot Dreams
  • Spider-Man: Across the Spider-Verse