



Festival programı ise şöyle;




Yeryüzünün Helium-3 adı verilen enerjiye ihtiyacı vardır ve bu enerji sadece ayın yüzeyinden elde edilmektedir.Birilerinin bu enerjiyi temin etmesi gerekmektedir.Lunar Industries bu görevi üstlenir,Sam de bu görev adına uygun kişidir.Ay üssünde yapay zeka sahibi makina Gerty ile 3 yıl yaşayarak,rutin olan görevleri uygulamak kontratında yazan şeyler.Ay'a gitmek fikri cazip gelebilir ama yalnızlığın hüküm süreceği bir yerde 3 yıl yaşamak ne kadar cezbedicidir?Film işte bu 3 yılın son 2 haftasında başlıyor.Bu 2 hafta bize yalnızlık,insani duygular,umut adına Sam olarak tanıdığımız kişinin hissetiklerini sunuyor.
Bu yılın en önemli yapımları bir çoğumuza göre District 9 ile Moon.Ve her iki filminde bilimkurgu ağırlıklı olması türün 2009 yılında iyi işler kazandığını belgeliyor.Genel olarak bilimkurgu klişelerinde esas olan dünya dışı varlıkların veya robotların düşman olduğudur.Bir nevi 'insanın insandan başka dostu yoktur' sendromu.District 9da ki Van de Merwe ile uzaylıların işbirliği ve Moon filminde yapay zeka sahibi Gerty'nin Sam'e yardım etme çabaları ( keşke bir de msn ifadeleri gibi mimiklere sahip olmayaydın be Gerty) klişeyi yıkmak adına ve türün yeniden sevilmesi,ilgi görmesi adına hoş yenilikler.
Teknolojinin gelişimi, savaşların meydan
Gökyüzünde görülen her uçak sığınmak demektir ama Seita'nın kardeşini koruyacağı,sığınıcağı bir yer tam manasıyla yoktur.Harabeyi andıran göl kenarındaki mağaralar yeni evleri olmuştur.4 yaşındaki Setsuko içinse hayat henüz belirsiz birşeydir.Umutsuzlukla çok erken yaşlarda tanışıyor Setsuko.Oysaki tek isteği meyveli şekerlerden yiyebilmek.Hayat dolu bir şekilde 'Seita' demesi bile yüzümüzde tebessüme neden oluyor fakat acı bir tebessüm çünkü hayat gitgide daha zor oluyordur.Savaşın sürmesi,kıtlığın meydana getirdiği yiyecek bulma zorluğu ve paranın olmayışı.Kulübelerinde gece ışığı sağlamak adına bol bol ateşböcekleri topluyorlar.Setsuko her sabah onları toplu bir şekilde gömerken esasında savaşın hüküm sürdüğü topraklardaki insan mezarlığına benziyor gömülmeleri ve burada film adının neden 'ateşböceklerinin mezarı' olduğunu belli ediyor.
Yönetmen metafor kullanarak toplu mezarlar halinde gömülen insanları ve savaşın acıtan yüzünü izleyiciye aktarmaya çalışıyor.Bunu yaparken dram öğelerinin dozajını sıkı tutuyor ki bu da savaşın getirdiği trajedileri izleyiciye daha kolay empoze etme amacı taşıyor.Zorlu hayatlara çevremizde,yakınlarımızda elbette belirli aralıklarla şahit oluyoruz lakin genelde buna sadece sebep-sonuç düzleminde şahit oluyoruz.Yönetmenin vurgulamaya çalıştığı ise son gelmeden önce yaşanılanlar.Seita'nın kardeşi için içi boş şeker kutusuna su doldurarak meyve suyu yapışı,Setsuko'nun oyun oynamak için yaptığı çamur toplarını açlıktan hayal görerek pirinç lapası zannedip bunu yemesi sadece birer örnek.Sonun başlangıcından başlıyor bizim için herşey ve bilinen sona hazırlıyor bizi.Bu son kimine göre dibe varış,kimine göre ise kurtuluş olucaktır ama dibe varış olduğunu düşünenler filmin başına dönüp ateşböcekleri arasındaki iki kardeşin ruhlarına tekrar baksınlar.Ayrıca anime Imdb'nin listesinde an itibariyle kendisine 182.sırada yer bulmuştur.Imdb'nin listesine pek itibar etmem lakin 1988 yapımı bir japon animesi olduğu düşünüldüğünde yapımın hakkını teslim etmek gerek.Çünkü çizgiden oluşan yapımların listede kendilerine zor yer bulduğu ve bulanlarında genel olarak Walt Disney ve Pixar gibi dev Hollywood stüdyolarından çıkan işler olduğu düşünülürse yapımın savaştaki dramı ne derecede anlattığı daha kolay algılanır.
İlk olarak kasım ayında Reha Erdem üzerine yapılan etkinliğin aralık ayındaki konuğu ise Zeki Demirkubuz. Aralık ayı boyunca Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde Zeki Demirkubuz'un 'İtiraf', 'Bekleme Odası', 'Kader' ve 'Masumiyet' filmlerini izlemek mümkün olacak. Bunların yanında 11 Aralık günü Zeki Demirkubuz, Mehmet Demirhan ve Zahit Atam'ın katılacağı bir söyleşide olacak.
1-3 Aralık / 12-13 Aralık - İtiraf
15-20 Aralık - Bekleme Odası
22-27 Aralık - Kader
29 Aralık - 3 Ocak - Masumiyet
Seanslar 14.00, 16.30 , 19.00
Öğrenci 2.50 Tl, Tam 3.50 Tl
Terk-i diyar eyleyenlerin arkasından ne söylense yetersiz kalır gibi geliyor.Yurdun en güzel,bizden diyebiliceğimiz filmlerinden birine imza atmıştı kendisi.Yönetmenliğe kısa filmlerle başladı eğitimi olmadan içindeki sinema aşkını yeterli görerek ki yetmişti esasında.Altın Portakal'dan Uluslarası festivallere kadar bir dolu ödül kazandı yaptığı işler ile.Uzun metrajlı filmi 'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak' ile de zirvesini yapmıştı.Kendi deyimiyle de ''90 dakikalık da kısa film olur.''Bir nevi kendi çocukluğunu anlatıyordu ve azmi ile sadece karpuz kabuğundan gemi yapmadı o gemiye okyanus aştırdı.İmkanlar elvermiş olsa bizi bakış açısına,hikaye anlatımına hayran bıraktırıcak bir dolu film yapıcağına kuşku yoktu ki sağlık sorunları ve yapımcının çekmiş olduğu maddi zorluklar nedeniyle 'Bozkırda Deniz Kabuğu' 2 yıldır bitirilmeyi bekliyordu.İnsana en çok koyanda Ahmet Uluçay gibi tek derdi sinema olan insanlara gereken ilgi gösterilmez iken ne idüğü belirsiz yapımların gişede gereğinden fazla ilgi görmesi.'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak' tadındaki şiiriyle veda etmek gerek.
Ümitsliziğin kıyısında gezinirken umut etmekten bahsetmemek olmaz.Nasıl ki ümitsizlik intihara atılan ilk adım ise umut etmekte hayata bağlanmayı sağlayan halat gibidir.Umut kavramına dair en çok öğeyi bunu bas bas bağıran eserlerde değilde Eşkiya filminde Şener Şen'in oynadığı Baran karakterinde gördüm.Hapiste ölüme direnmesi,dostunun ihanetinden güç almasının tek nedeniydi Keje'yi bir kez daha görebilmek arzusu ve bu nedenle onu öldürmeyen onu güçlü kılmıştı.







Sıradan bir insan 10 dakikalık bir konuşmada en az 3 yalan söyler. Bu, birçoğumuzun bilmediği bir gerçek, Lie To Me dizisi ise bu gerçekler üzerine kurulu. Lost, Shark ve 24 dizilerinin yapımcılarından Davranış Bilimcisi Paul Ekman'ın hayatından esinlenerek yapılmış bir dizi aynı zamanda. İnsanların yüzlerinden, vücut duruşlarından, göz hareketlerinden, yutkunmalarından, konuşma şekillerinden ve ellerini koydukları yerlerden. Kısacası insana dair her hareketten söylediklerinin doğru mu yoksa 'yalan' mı olduklarını analiz eden bir dizi. Ve bu analizleri de FBI'ya, askeri birimlere, hukuk firmalarına ve özel şirketlere en zor vakaların çözülmesinde yardımcı oluyorlar.
Dizide ikinci başrol The Practice dizisinden de tanıdığımız Kelli Williams'ın. Dr. Gillian Foster olarak yetenekli psikolog rolünde karşımıza çıkıyor. Dr. Ligthman ne kadar sinirli ve agresifse, o da bir o kadar sakin ve çözümcü. Lightman Group şirketindeki denge terazisi de denilebilir onun için. Dizinin ilk sezonunda eşi ve sorunları ile karşımıza çıksa da genel olarak günün kurtarılmasında büyük ölçüsü olan güzel ve zeki şirket ortağını izliyoruz.
Yaşlı bir amca, durum budur ya, normalde kahvehaneye gitmesi gerekirken kendini gençlerin takıldığı bir mekanda bulur. Eee bunlar da gençlik işte. Başlarlar gazi madalyalı amca ile taşşak geçmeye... Ancak durumdan rahatsızlığını gözleri ile açıkca belli eden kartal gözlü Cüneyt vardır mekanın köşe gönderinde.
Muhabbeti usulca dinler önce. Dinlemesini bilir yani. Taa kiii, amcanın gazi madalyasını alan gencin canlı halini görene kadar...(reklam etkisi)
Ve olaylar şu muhabbetle vuku bulur:
Olay Cüneyt Arkın'la 'Canına Susayan Yaş 35 Bıyıklı' arasında geçer;
-Kara günleri kahraman omuzlarında taşıyarak bu ak günlere erdiren bu kahram gaziye nasıl sataşırsınız. Bir istiklal madalyasının süslediği ihtiyar savaşçı ile nasıl alay edersiniz ulen!
-Sen hangi şarkıyı söylüyosun heaa!
-Çıkın gidin burdan. Döverim seni, hepinizi döverim ulen!
-Döversin demek. Biz çok dayak attık senin gibi 'vatan namus natali kambus' diyenlere.
Birisi gelir, diyaloğa giren 'taşşak geçici başı'nın kulağına Cüneyt'in nasıl yıkılmaz biri olduğundan bahseder.
-Burdan gidiyoruz arkadaşlar. Ama bir gün görüşücez.
-Tankla, topla falan beklerim... Uçakla, ağır sanayi hamlenizle falan...

Cüneyt Arkın Kariyeri: 267 filmde oyuncu, 26 filmde yönetmen, 17 filmde senarist, 5 filmde yapımcı. Sözün bittiği yerdeyiz.)


Recep:Al.
Mehmet:Ne bu?
Recep:Treş parası
Mehmet:Almam valla hakettin oğlum anasini ağlattın saçların.Acemi nalbant gavur eşşeğinde öğrenirmiş.Sen de bizim kafada öğrendin valla.Ben nihal'in yüzüne bir tek daha ne zaman bakacam.Bu iş bitti sağdıç.
Recep:Sen de küçük kizi sev oğlum pittiyse nasilsa sana yanginmiş al şu paralarini
Mehmet:Almam hem ne biçim laf o büyük kız olmazsa küçük kız var mı bizim kitabımızda öyle. Ben nihalsiz yaşayamam arkideş.Bugun de ceviz verem dedim almadi.
Recep:Almaz oğlum o kizdan sana hayır gelmez.Al şu paralarını.
Mehmet:Hem nihalden neden hayır gelmezmiş bana.Hem de nasıl gelir.Yapamadik anasini sattiğimin sinemasını.Şimdi karpuzcu parçasıyız.Tabi gelmez.Ben bir recisör olen de o zaman gorsun o.
Recep:Recisor olsan ne olcek aslanim.O kızın gözü yükseklerde.
Mehmet:Ne yükseği kimmiş yüksek.Sinemacı olcez diyom.Ne zaman büyür bu saçlar sağdıç ?
Recep:İki aya kadar büyür herhalde.
Mehmet:İki ay mi?İki aya kadar karpuz mevsimi bitiyor bize de köyün yolu gözüküyor.Gabak mevsimi geldi gabak sayende.Olcekti bu kızın gönlü.Şimdi işin yoksa köyü bekle.
Recep:Olm sinemaya minemaya gitmek için gelmicez mi kasabaya?Aha u zaman görürsün işte.Al şu paralarını.
Mehmet:Valla mafettin sağdıç.Bugun yeni aynayla tarak aldiydim.Usta eski beyaz gömleklerinden birini verdiydi onu da giyecektim.Anası ne güzel saçların var diyodu.Verirdi bu kızı bana.Sen benim oğlum ol diyodu.Valla mafoludum sağdıç.
Recep:Yeter gali bea çocuklaştın iyice.Al şu paralarını.
Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filminin en güzel diyaloglarından.





"Kuşlar çığlık atarak kara gökyüzünde uçuşuyor. İnsanlar sessiz, beklemek kanıma acı veriyor." Mesa Selimovic
"Her şey cesarettir. Yapamadığını, yine de yapmak. Kokusu bile yeterdi. Keşfedilmeyi bekleyen bir kıtada henüz keşfedilmemiş bir mevsimin kokusu. Ama kilometrelerce uzaktan alabildiğim bir koku. O, muhteşem boynunu bana doğru çevirip, manzarayı izliyordu. Ve ben dudaklarımı özgürlüğümün bir nişanesi olarak oraya bir bayrak gibi nasıl dikeceğimi hayal ediyordum. Bu şekilde yanında oturup, bedeninin sıcaklığını hissederken, aniden, ansızın, mükemmel bir biçimde... Bir şey yapma zamanıydı. Bir şey söylemeliydim. Ama benim tek söylediğim hiçbir şey zaten. Sadece gidebilirim. Ve gittim..."



Bazı filmler daha ilk sahnesinde izleyiciye tanıdık bir heyecan vadeder. Ama ilerledikçe bu vaat, bir tür deja-vu hissine dönüşür. They Will...